Tiyatro Birileri

 

tiyatro bir ileri...

TİYATRO BİRİLERİ Rıhtım Cad. İzzettin Sok. Ruhsar Apt. No:52/2 Kadıköy İSTANBUL Tel&Faks: 0 216 330 78 32

Birileri okusun diye...

 

 

OYUN

Denizli ili Pamukkale ilçesinin 24 km. kuzeyinde bulunan Hierapolis’te MS 2. yüzyılda yapılan 15 – 20 bin kişilik bir tiyatro vardır.

 

Efes’te, Aşağı Agora, “Mermer Cadde”nin başlangıç noktasıdır. Caddenin sonunda dünyanın en büyük tiyatrosu yer alır. 24 bin kişilik Büyük Tiyatro MS 2. yüzyılda inşa edilmiştir.

 

 

Antalya’nın 18 km. doğusunda Aksu bucağı sınırları içinde yer alan Perge’de de bir tiyatro vardır. Helen Roma tipindeki bu tiyatro 12 bin kişiliktir ve MÖ 2. yüzyılda yapılmıştır.

 

Zonguldak ili sınırları içerisinde küçük bir sahil kasabası olan Filyos’ta sürdürülen arkeolojik kazılarda MÖ 7. yüzyıla ait bir kentin kalıntıları ortaya çıkarıldı. “Trenon” isimli antik kent, Helen ve Roma dönemine ait kalıntılarla birlikte 5 bin kişilik bir tiyatro barındırıyor.

 

Çok eskilerde bu tiyatrolar yapılmış. Peki, şimdilerde neler yapılıyor?

Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) yıkılmak üzere. AKM’nin yerine alışveriş merkezi dikmeleri an meselesi…

Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi de yıkılmayı bekliyor. Ah, o birilerinin üstüne yıkılsa keşke!

Üsküdar’da Müsaipzade Celal Sahnesi var. Aslında tam olarak “var” denemez; çünkü uzun zaman önce yıkıldı, sözümona yeniden inşa ediliyor. O kadar uzun bir süre geçti ki; inanın Efes’teki dünyanın en büyük tiyatrosunun yapımı daha az zaman almıştır.

Bu gidişle oyun izleyeceğimiz tiyatro kalmayacak. E, ne yapalım; biz de üzerimizde oynanan oyunları izleriz artık!...

barbaros@tiyatrobirileri.com

 


SEN AYSUN, BEN KAYACI: TÜRK GENÇLİĞİ "BİR ACIYA KİRACI"

 

Dünyaları verseniz değişmeyeceğim, bir gün gitmeyi hiç ama hiç düşünmediğim ve gezdikçe, gördükçe daha da aşık olduğum Anadolu’mun ne de çok güzelliği var öyle… “Cennet Coğrafya” derler, doğrudur… “Nice bilge, nice düşünür, nice filozofu doğurmuş, beslemiş, büyütmüş bir anadır” derler, doğrudur…

Benim insanımın yüreğine işlemiş nice güzelliği de diline yansımıştır. Tertemiz bir yüreği, dupduru bir dille süslemesini bilmiştir.

Son günlerde bir “bereket” muhabbetidir gidiyor.

RTE’nin “En az üç çocuk doğurun. Çocuk, bereketini de beraberinde getirir.” sözleri çok tartışıldı. Üstüne Aysun Kayacı adlı muhalif güzelin “ayaktakımı”nın iktidara getirdiği partiye verilen yüzde 47’lik oya göndermede bulunarak, “Benim oyum, neden dağdaki çobanla aynı?” sorusu da eklenince, bir siyaset-magazin çorbası daha yudumladık. Çorbanın tuzu az olunca da, Adana Kozanlı Çoban Hasan Ali Bulduklar, dava açtı Kayacı'ya...

Anadolu’da bir yerden alış-veriş yaparsanız, “Allah bereket versin!” sözünü sıklıkla işitirsiniz. Yani sizden “eksilen” parayla “kâr” eden insanın size sunabileceği en güzel temennilerden biridir bu. Siz de bunun karşılığında “Bereketini gör!” dersiniz. Verdiğiniz paranın karşıdakinin işlerini daha da açması ve daha bol kazanç getirmesini diler, siz de bir iyi dilekte bulunmuş olursunuz.

Peki çocuğun bereketiyle gelmesi ne demektir?

Örneğin, çocuğunuz ile yaşıt başka bir çocuk 2 milyon dolara bir “gemicik” almış olsun. Sizinki ise, “eşşek kadar olmuş” ama vapur jetonu alacak parayı sizden utana sıkıla istiyor. Hangisi bereketiyle gelmiştir?

Örneğin, çocuğunuz ile yaşıt başka bir çocuk onbinlerce dolarlık ABD üniversitelerinden birinde burslu(!) okuyor. Orada yiyor, içiyor, semiriyor, dilediği zaman uçağa atlayıp Türkiye’ye ailesini ziyarete geliyor. Sizinki ise, ÖSS savaşından yeni çıkmış bir yorgunlukla, ders kitabıydı, yurt parasıydı, bayram tatillerinde ikiye katlanan otobüs bilet parasıydı, didinip duruyor. Memlekete her gelişi ayrı bir masraf, memleketten her gidişi ayrı bir masraf… Hangisi bereketiyle gelmiştir?

Örneğin, çocuğunuz ile yaşıt başka bir çocuk (ama bu kez cidden “çocuk”), bir ticari şirket kurmuş, internet üzerinden satış yapıyor. Milyon dolarlık bir yatırım yapacak ve bunun başına geçecek ticari zekaya ve birikime sahip. Ailesine katkıda bulunuyor yani… Yani akşam içilen çorbadan, sabah bütün fertlerin çekirdeğini kemirdiği zeytine kadar bir katkı sunuyor… Sizinki ne yapıyor peki? OKS ile boğuşuyor. Her sabah harçlık veriyorsunuz, her gün üç öğün karnını doyuruyorsunuz. Giymeyip giydiriyorsunuz. Bir müzik aleti çalmak istiyor, alamıyorsunuz. Bilgisayar istiyor, karne zamanına öteliyorsunuz. Soruyorum size, hangisi bereketiyle gelmiştir?

Örneğin, çocuğunuz ile yaşıt başka bir çocuk (bu kez biraz daha büyükçe), bildiğin tavuğu alıyor, o tavuktan çıkan bildiğin yumurtayı satıyor. Ama dur! Sen pek de bilmiyorsun aslında bu yumurtayı; çünkü bu çift sarılı!... Hayret! Sen sofranda en ucuzundan diye kırıp kırıp yumurta yerken, elin oğlu kafayı çalıştırmış, bir kırıyor ki tam! Senin velet hâlâ kardeşiyle yumurta tokuştursun sofrada. Elin oğlu, çift sarıyla köşeyi dönüyor; seninki çift sarıdan kırmızıyı görüp bu maçtan atılıyor. Hangisi bereketiyle gelmiştir?

Kızım Aysun Kayacı olsa, doğru, berekettir.

Oğlum Hakan Şükür olsa, doğru, berekettir.

“Necati’den olma, Fatma’dan doğma” şu Utku’ya bak sen… Daha doğrusu, Fatma ile Necati’deki şu olmayan şansa bak!

Tarih 4 Nisan 2008… Konya’da bir otobüs durağına bir bebek bırakılıyor. Üzerinde bir not:

“Adını Garip koyun, sonra bulurum.”

 

 

Garip bir durum… Laçkalaşmış, cıvımış, çivisi çıkmış… Adını Garip koymaya da gerek yok; her şey garip, herkes garip…

Aysun, bas bas bağırıyor:

“Gençliği susturamayacaklar!”

RTE, bas bas bağırıyor:

“Bazıları rahatsız. Evet dedim, yine diyorum. En az üç diyorum.”

Aysun, bas bas bağırıyor:

“Nerelerinden anlıyorlarsa, oralarından konuşayım!”

RTE, bas bas bağırıyor:

“Bu, benim bir başbakan olarak talebim”

Bir Garip susuyor, Garip’ler susuyor…

Garip kim? Geleceğin gençliği… Ama yalnız değil. Aysun Ablası sahip çıkıyor ona. Ve kimse Aysun’ları susturamaz!

Ben, kulağımla duyar, ağzımla konuşurum. Bu kulaklar daha neler duyacak, bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, bu ağız aydınlık çağrısından ve söyleminden vazgeçmeyecek.

Unutmayın, meydan boş olursa;

Yarısı açlık sınırının altında yaşayan, çeyreği o sınırda boğuşan, ve diğer çeyreği de bas bas bağıran bir toplumda ekmek bulamayanla ekmek kadayıfının üzerine kaymak bulamayanlar karışır gider… Kaymak bulanlarsa, o kaymağı kaybetmemek adına ellerinden geleni yaparlar…

Sahi, ne yapacaklarına bir örnek vereyim:

Televizyon kurarlar örneğin…

Yok canım, hemen kötü düşünmeyin. O televizyon kanalında kendi sahte dünyaları ile milleti uyuşturmazlar. O televizyon kanalında kendilerine methiyeler düzen şakşakçıları göstermezler.

Ne kadar kötü niyetli olup çıkmışsınız siz de!…

Siz, kendi yalama düzeninizde gençliği Aysun görüp, asgari ücrete azami çocuğu sığdırmaya çalışırken, o televizyon kanalında bir gün Garip’i görürsünüz. Yetiştirme yurdunda, sistemin dayağını her gün yiyen, çocuk düşlerinde ana-baba özlemi ile ağlaya ağlaya büyüyen Garip bir gün o kanalda karşınıza çıkar.

“Evet sevgili seyirciler, bugünkü konuğumuz 2008’de dünyaya gelir gelmez Konya’da bir otobüs durağına bırakılan Garip… Acaba annesini ve babasını bulabilecek mi? Ne dersiniz? Telefonlarımız 0 212…”

 

 

Aysun, büyümüştür artık. Nilüfer kadar olmuştur…

Ne olacak, evlatlık alıverir onu…

Böylece Garip, çoban olmaktan kurtulur ve RTE bir oy kaybeder. Kazanan Türk Gençliği olur!…

utku@tiyatrobirileri.com

 

"İsterdim ki; tiyatro sahnesi, bir ip cambazının teli kadar dar olsun da, şimdiki gibi herkes üstünde numara yapmak için yeterince yeteneğinin olduğunu sanmasın ve beceriksiz hiç kimse ona çıkmaya cesaret etmesin."

GOETHE

 

 

TİYATRO BİRİLERİ Rıhtım Cad. İzzettin Sok. Ruhsar Apt. No:52/2 Kadıköy İSTANBUL Tel&Faks: 0 216 330 78 32