<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tiyatro Birileri - tiyatro bir ileri... çünkü birileri bunu yapmalıydı...</title>
	<atom:link href="http://www.tiyatrobirileri.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tiyatrobirileri.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2012 13:56:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Videolarımız</title>
		<link>http://www.tiyatrobirileri.com/videolarimiz.html</link>
		<comments>http://www.tiyatrobirileri.com/videolarimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 14:10:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>utku</dc:creator>
				<category><![CDATA[1923]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tiyatrobirileri.com/?p=174</guid>
		<description><![CDATA[Hoş Gelişler Ola (Utku Erişik &#8211; Tek Kişilik Gösteri) Asıl Susan Kaybeder (Şiir) Aferin Çocuk Kitabı Tanıtım Mustafa Kemal&#8217;in Yürekli Çocukları Kitabı Tanıtım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hoş Gelişler Ola (Utku Erişik &#8211; Tek Kişilik Gösteri)</p>
<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/557tVUz-YhY" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p>Asıl Susan Kaybeder (Şiir)</p>
<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/RKSGPhKPv-0" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Aferin Çocuk Kitabı Tanıtım</p>
<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/sRIF92rkg9g" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;in Yürekli Çocukları Kitabı Tanıtım</p>
<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/Vo2Mne6d9IY" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tiyatrobirileri.com/videolarimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yok Böyle Dans</title>
		<link>http://www.tiyatrobirileri.com/yok-boyle-dans.html</link>
		<comments>http://www.tiyatrobirileri.com/yok-boyle-dans.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 21:55:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>utku</dc:creator>
				<category><![CDATA[1923]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tiyatrobirileri.com/?p=162</guid>
		<description><![CDATA[Dans, insanlıkla neredeyse aynı tarihe sahiptir… Ben en çok “eşli” olanını severim; o anlarda sanki dansın ruhunu daha güçlü yaşarım… Türü ne olursa olsun, eşli danslarda dikkat edilmesi zorunlu bazı noktalar vardır: Eşinle uyum içinde olacaksın… Bir yandan müziğin ritmini, bir yandan da eşinin hareketlerini izleyeceksin… Eğer eşin bunlardan birini kaçırırsa, yeniden yakalaması için sen de en az onun kadar çaba göstereceksin… Tarih sahnesinde bugüne kadar izlediğim en rezil eşli dans ise, Fetoş ile Apoş’un dansıdır… Yukarıda saydığım ölçütleri göz[...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dans, insanlıkla neredeyse aynı tarihe sahiptir… Ben en çok “eşli” olanını severim; o anlarda sanki dansın ruhunu daha güçlü yaşarım…</p>
<p>Türü ne olursa olsun, eşli danslarda dikkat edilmesi zorunlu bazı noktalar vardır:</p>
<p>Eşinle uyum içinde olacaksın… Bir yandan müziğin ritmini, bir yandan da eşinin hareketlerini izleyeceksin… Eğer eşin bunlardan birini kaçırırsa, yeniden yakalaması için sen de en az onun kadar çaba göstereceksin…</p>
<p>Tarih sahnesinde bugüne kadar izlediğim en rezil eşli dans ise, Fetoş ile Apoş’un dansıdır… Yukarıda saydığım ölçütleri göz önüne aldığınızda; dans tekniği açısından mükemmel, danstaki tema itibarıyla da kepazedir. Bu mükemmeliyet ile kepazeliği bir araya getirebilmek de, büyük bir “eğitimli” cehalet gerektirdiği için, ayrıca takdire değerdir.</p>
<p>Fetoş ile Apoş’un danslarını izlerken, birbirlerine tutku dolu bakışlarını görünce, hani neredeyse sevişmelerine ramak kaldığını hissedersin. Hissetmekle de kalmaz, bundan tedirgin olursun… Ya emperyalizme bir gayrı meşru çocuk daha peydahlanırsa diye!</p>
<p>Bu dans işte böylesine başarılı, başarılı olduğu kadar da tehlikelidir…</p>
<p>Apoş bir adım atarsa Fetoş’a doğru, Fetoş da adımını geri çeker hemen; yani dans diliyle söyleyecek olursak, Apoş’u “buyur” eder… Fetoş belini kavrarsa Apoş’un, Apoş da onu kendine çeker; yani yine dans diliyle söyleyecek olursak, “Ben seninsem, sen de benimsin!” der…</p>
<p>Bu kepaze dansı daha önce izlemiş olan toprakların çocuğuyum; o yüzden iyi bilirim, bugün neden Fetoş ile Apoş’un gözü dönmüş bir azgınlıkla dans ettiğini…</p>
<p>Şeyh Sait’i bilen, onun eniklerini de kolayca anlar çünkü.</p>
<p>13 Şubat 1925 günü ayaklanan bu Şeyh Sait’i, tasmasını teslim ettiği İngilizden dinleyelim önce… Askeri Ateşe Binbaşı Harenc’in o günlerde yazdığı rapor:</p>
<p>“Şeyh Sait Ayaklanması, dinci, milliyetçi ve cumhuriyet karşıtıdır. Bu etkenlerden hangisinin sonucu etkileyeceği şimdiden kestirilemez. Şu anda Halep’te yaşayan Abdülhamit’in oğullarından Selim Efendi’nin Kürtler tarafından ayaklanmanın başı olarak ya da gelecekteki Kürdistan’ın kralı olarak kabul edildiği söyleniyor.”</p>
<p>Oysa, Şeyh Sait ayaklanırken ne diyordu?</p>
<p>“Halifelik kaldırılmıştır. Oysa zamanın imamına bağlanmadan ölen Müslümanlar, peygamberin koruyuculuğundan yoksun kalırlar. Dinin dünya işlerinden ayrılması doğru değildir.”</p>
<p>Peki hangisi? İslamcılık mı, Kürtçülük mü?</p>
<p>Ya da, Uğur Mumcu’nun adını koyduğu gibi, her ikisi birden mi?</p>
<p>Evet, her ikisi birden… Yani Kürt-İslam İdeolojisi!&#8230;</p>
<p>Bu iki kollu şifreyi bugün çözense, sözde ideolojinin sözde “Kürt” ayağı Apoş ile sözde “İslam” ayağı Fetoş olmuştur.</p>
<p>Birinin cezaevinden, diğerininse çiftlikten, birbirlerine sürekli gülücükler göndermesinin nedeni de budur.</p>
<p>Fetoş’un çocukları doğu illerindeki mitinglerde Kürtçe konuşurken, aynı yerlerde Apoş’un çocuklarının kürsüden sarıklı hocalarla Kuran’ı göstermesinin nedeni de budur. Birbirleriyle “Kürt-İslam İdeolojisi” konusunda sidik yarışına girmişlerdir; “Kim daha uzağa işeyecek?”, “O topraklara adını kim çişiyle daha önce yazacak?” yarışıdır bu… Sonuçta, aptalcadır ve cahil cesareti gerektirir; ama bu oyun arkadaşlığında da her daim sarmaş dolaştırlar…</p>
<p>O coğrafyada ne tek başına Kürtçülük, ne de tek başına İslamcılık söker… Çözüm, yani Türkiye’nin oradan çözülmeye başlanması, bu ikisinin bir araya getirilmesiyle mümkündür…</p>
<p>“Diyarbakır’da Son Tango” adlı bu filmde, Apoş ile Fetoş’un bu rezil dansıyla yer almasının başka bir açıklaması da yoktur.</p>
<p>Bu dansa başka bir açıdan daha bakalım:</p>
<p>Bugün okullarda okutulan tarih dersi kitaplarında, özenle bir konu üzerinde pek durulmadığını görüyoruz. Kuvayı Milliye’nin yaklaşık bir yıl boyunca boğuştuğu Kuvayı İnzibatiye konusudur bu… Yani “Hilafet Ordusu”…</p>
<p>1925’teki Şeyh Sait Ayaklanması’na silah gönderecek kadar işi azıtan İngiltere, 1919’da da bu Kuvayı İnzibatiye’nin kurulması için çırpınıp durmuştu. Satılık Vahdettin ile Damat Ferit’i satın almaktan kolay ne varmış sanki? Bastırırsın parayı, satın alırsın, bu kadar kolay… Öyle de oldu; Mustafa Kemal’in yiğitler yiğidi Kuvayı Milliye’sine karşı, satılmışlar ordusu Kuvayı İnzibatiye’yi kurdular.</p>
<p>Anadolu’nun tüm yüce kadınları ve erkekleri sırtlarında mermi sandıklarıyla ve kırık tüfeklerle yollara düşmüşken, onların üzerine Hilafet Ordusu’nun maaşlı ve ağzı salyalı köpekleri salınmadı mı?</p>
<p>Evet…</p>
<p>Kemalistler, işgalcilerle savaşmak yerine, önce işbirlikçilerle savaşmak zorunda kalmadı mı?</p>
<p>Evet…</p>
<p>Bugün Kuvayı Milliye ruhunu taşıyan ve “Tam bağımsız Türkiye!” sloganları atan gençlerimize biber gazı sıkanların ve onları coplarla dövenlerin Kuvayı İnzibatiye olduğunu söylersek yanlış mı olur?</p>
<p>Hayır…</p>
<p>Uğur Mumcu’ların peşlerine “sivil”lerini takıp onları adım adım izleten bu Kuvayı İnzibatiye, nedense onlar öldürülürken ortada yoktur… Onlar yazarken vardır, konuşurken vardır, yanlarından ayrılmazlar, arkalarından sırıtırlar; ama paramparça edilirken yokturlar…</p>
<p>Neden?</p>
<p>Kuvayı İnzibatiye’dir çünkü; o yüzden Kuvayı Milliye’ye diş bilemektedir…</p>
<p>Hatırlayınız lütfen:</p>
<p>Hizbullah militanları serbest bırakıldığında, karakola gidip imza atmaları gerekiyordu; ama hiçbiri gitmedi… Sonra adreslerini bastılar… Aaa, o da ne? Evde yoklar… Bak, şu Allah’ın işine?</p>
<p>Nerede Kuvayı İnzibatiye’nin Uğur Mumcu’ları adım adım izleyen “sivil”leri?</p>
<p>Sözkonusu Hizbullah olunca, onları izlemek yerine, odalarında “sivil”ce patlatır hepsi!</p>
<p>“Son halife” ilan edilmeye hazırlanan Fetoş’un, çiftliğinden getirilip Humeyni gibi uçaktan indirilerek görkemli törenlerle karşılanması yakındır. İşte o yüzden “son halife” için yıllarca süren bir çabayla bu “Hilafet Ordusu” yaratılmıştır.</p>
<p>Kuvayı Milliye’den yana tavır alanları Silivri’ye koyan da aynı Kuvayı İnzibatiye’dir; Kemalistleri döven de, saçlarından çekip sürüyen de aynı sürüdür…</p>
<p>Fetoş ile Apoş’un yaptıkları bu roman dansında, “dokuz sekizlik” bir Kürdistan eyaleti için ortam hazırlanmakta, alan açılmaktadır. Bugün Türk ordusunun tıpkı Mondros’taki gibi terhis edilmesi, onun karşısına “süper güç” destekli bir silahlı gücün yaratılması da bundandır… Bu silahlı güç, ayılana “gazoz”, bayılana “limon” vermek yerine, bir cop, bir cop daha indirecektir. Ondan sonra oh yandan yandan, tekmelemeye devam edecektir. Bunların orantılı emperyalist gücü budur. A be ondan sonra ne olacak sanırsın? Fetoş ile Apoş’un yıllardır cilveleşmelerinin bir sonucu olarak, başa bela bir Kürdistan yaratılacaktır.</p>
<p>Yani emperyalizmin veled-i zinası!</p>
<p>Bakın sözü nereye getireceğim şimdi…</p>
<p>Son zamanlardaki en büyük “çatışma” nerede yaşandı?</p>
<p>Bir futbol stadyumunda…</p>
<p>Birkaç dakikalık ıslıklanmadan bu kadar korkmak da ancak bir faşiste yakışırdı. Ne yapacaklarını şaşırdılar, Kuvayı İnzibatiye’nin tüm birimlerini harekete geçirdiler…</p>
<p>Hani çimadamlar vardır; kafasına su döktükçe, bir başka deyişle beyni sulandıkça, çim çıkar başında. Eğer sen hem çimadam hem de ucubeysen, kafanda yeşillenen bu çimi, futbol sahası sanırsın; o zaman zerre beynin olmadığı kafatasının üzerinde oynanan bu maçlara da kızmayacaksın ama!&#8230; Hele bir de baş-ucubeysen, başucunda duran beylerle verdiğin bu gerici mücadelenin beyhude olduğunu en başta yine senin görmen gerekir.</p>
<p>Ha, görmüyor musun? Gösterirler o zaman…</p>
<p>Bizim tiyatroda kullandığımız bir terim vardır:</p>
<p>“Deus Ex Machina”</p>
<p>Yani, “Makineden Çıkan Tanrı”…</p>
<p>Bir oyunda, karakterler arasındaki çatışmanın zirveye ulaştığı zaman, sahneye kurulan bir düzenekle, sahneye bir “tanrı” indirilir ve o “tanrı” o çatışmayı anında çözer… Tanrıdır ya, hiç kimse ses çıkaramaz, herkes onun dediklerini kabullenir, çatışma da “tatlılıkla” çözülmüş olur…</p>
<p>Antik tiyatroda o düzeneğe “makine” dendiği için, sahneye inene de “makineden çıkan tanrı” denir…</p>
<p>Çatışıyormuş gibi görünen liboşundan Kürtçüsüne, Kürtçüsünden İslamcısına, hepsi aslında aynı oyunda oynamakta… Karakterleri de aynıdır; azılı Kemalizm düşmanlarıdır hepsi!&#8230; Gözümüzün içine baka baka “çatışma” izlenimi vermekteler… Oysa bu tamamen önce Fetoş’un, sonra da Apoş’un “makineden çıkan tanrı” olabilmeleri için kurulan uydurma bir sahnedir… O “arena”ya çıkarılacak aslanlar, kuliste şu an “ılımlı” makyajlarını yaptırıyorlar… Bu makyajda, “allık” olarak da, şehitlerimizin kurutulmuş kanlarını sürüyorlar yüzlerine…</p>
<p>Bir tiyatrocu gözüyle gördüklerim budur…</p>
<p>Ama durun, gördüğüm bir şey daha var:</p>
<p>Kuvayı Milliye’nin başındaki kalpağı, elbette Kuvayı İnzibatiye’nin başındaki kaypağı yenecektir!</p>
<p>Çünkü bugün “Fetoş ile Apoş” alçaklığın kitabını yeniden yazmaya karar vermiştir…</p>
<p>Şunu unutmasınlar:</p>
<p>Onlar eğer 1919’daki gibi alçaklığın kitabını yeniden yazmaya kalkarsa, Kemalistler de çıkar, “Nutuk”u yeniden yazar!</p>
<p>Sahi neydi ilk cümle?</p>
<p>“1919 yılı Mayıs’ının 19. günü Samsun’a çıktım.”</p>
<p>Sırf şu sözüne bile kurban olurum ben senin!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>UTKU ERİŞİK</strong></p>
<p><strong>Tiyatro Sanatçısı – Yazar</strong></p>
<p><strong>utku@tiyatrobirileri.com</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tiyatrobirileri.com/yok-boyle-dans.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Size İnat</title>
		<link>http://www.tiyatrobirileri.com/size-inat.html</link>
		<comments>http://www.tiyatrobirileri.com/size-inat.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 21:42:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>utku</dc:creator>
				<category><![CDATA[1923]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tiyatrobirileri.com/?p=158</guid>
		<description><![CDATA[“Anti-emperyalizm” dedi; Uğur Mumcu için 51 yaşında “Katli vaciptir!” dediniz… “Kemalizm” dedi; Ahmet Taner Kışlalı için 60 yaşında “Öldürüle!” dediniz… “Altı ilke ve devrimler” dedi; Bahriye Üçok için 71 yaşında “Gebersin!” dediniz… “Tam bağımsızlık” dedi; Muammer Aksoy için 73 yaşında “Çok bile yaşadı!” dediniz… &#160; Hepsinin peşinde sivil polisleriniz vardı. Hepsini adım adım izliyordunuz. Bir tek, öldürülecekleri anda ortadan kayboldunuz. Öldürüldükten sonra, delil karartma timleriniz devreye girdi. Üzerinizdekiler artık “sivil” değildi. Kör olaydım da, parıl parıl parlayan üniformalarınızı görmeyeydim… Sağırlaşaydım[...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Anti-emperyalizm” dedi; Uğur Mumcu için 51 yaşında “Katli vaciptir!” dediniz…</p>
<p>“Kemalizm” dedi; Ahmet Taner Kışlalı için 60 yaşında “Öldürüle!” dediniz…</p>
<p>“Altı ilke ve devrimler” dedi; Bahriye Üçok için 71 yaşında “Gebersin!” dediniz…</p>
<p>“Tam bağımsızlık” dedi; Muammer Aksoy için 73 yaşında “Çok bile yaşadı!” dediniz…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hepsinin peşinde sivil polisleriniz vardı. Hepsini adım adım izliyordunuz. Bir tek, öldürülecekleri anda ortadan kayboldunuz. Öldürüldükten sonra, delil karartma timleriniz devreye girdi. Üzerinizdekiler artık “sivil” değildi. Kör olaydım da, parıl parıl parlayan üniformalarınızı görmeyeydim… Sağırlaşaydım da, siren seslerinizi duymayaydım. Utancımdan yerin dibine soktunuz beni…</p>
<p>Tepenize bineceğimden korktuğunuz için, hep karanlık bir katil gibi durdunuz canevimde, canlarımı vurdunuz evlerinin önünde!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi duralım…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Milli Mücadele döneminde çıkan saray soytarısı, ulus düşmanı gazetelerden “Peyamı Sabah”ta, bir hainin gazetedeki Ermeni ortağı Mihran’a söylediği şu sözleri okuyalım önce:</p>
<p>“Haydutların işi gücü savaş!&#8230; Ellerinde derme çatma bir ordu, birkaç tane de düzmece kahraman, dövüşüp duruyorlar. Hükümet ölçmüş, biçmiş, uygun görmüş, Sevr Antlaşması’nı imzalamış. Size ne oluyor a zırzoplar? Öğrendiğime göre Londra’da çocuk gibi, ‘İzmir’i isteriz!’, ‘Edirne’yi isteriz!’, hatta ‘Tam istiklal isteriz!’ diye tutturmuşlar. Mihran, bunlar çılgın!”</p>
<p>İstenen şeyler ne tuhaf, değil mi? İzmir, Edirne ve tam istiklal… Yani Misak-ı Milli, yani tam bağımsızlık!&#8230; Bu “çılgın”lığa kurban olayım ben…</p>
<p>İstedikleri ne kötü bir şeymiş ki, ülkenin İçişleri Bakanı ve aynı zamanda “Peyamı Sabah” gazetesinin yazarı, bundan fena halde rahatsız. İçeride işlerin yolunda gitmesi için, dışarıdakilerin “olur”unun alınması gerekiyor; ki onlar da “olur” vermediği için, içeride işler pek iyi gitmiyor, İçişleri Bakanı’na göre! Bugün bakınca, ne kadar da tanıdık, değil mi?</p>
<p>İçeride kimler var peki bu işleri bozan?</p>
<p>Kemalistler!</p>
<p>O halde hepsi öldürüle!&#8230;</p>
<p>Padişah ayrı, İçişleri Bakanı ayrı, Şeyhülislam ayrı, İşgalciler ayrı arıyor, Kemalistleri öldürmek için. Herkes işi gücü bırakmış, dört koldan Kemalist avına çıkmış. Kemalistlerse dört koldan savunuyor yurdunu, ocağını, namusunu. Evet, genel manzara tam olarak buydu. Ali Kemal’in “zırzoplar”ı, yani Yörük Ali Efe zırzopu, Şerife Bacı zırzopu ve diğer binlerce zırzop, can veriyor cephede. Mustafa Kemal ise baş zırzop!&#8230; Çocuk gibi, “İzmir’i isterim, Edirne’yi isterim, tam bağımsızlık isterim!” diye mızmızlanıyor!&#8230;</p>
<p>Hay, sizin ben aklınıza şaşayım…</p>
<p>Bir coğrafyada ihanetin tarihi, yıllar geçse de bu kadar mı aynı olur? Bir toprağın üstündeki hainler, bu kadar mı aynı tohumdan yeşerip, aynı boyda, aynı renkte büyüyüp, aynı kökten su alırlar?</p>
<p>Olur mu olurmuş demek ki…</p>
<p>O zaman da hepsinin peşine sivil polislerinizi salmıştınız. Ajanlarınızı, hafiyelerinizi… O gün işgalcinin gözüne güzel görünmek için yaptıklarınızla, bugün ulusun nefretle andığı kişiler oldunuz.</p>
<p>Umrunuzda mı? Hayır… Bugüne kadar bu büyük ulusa dair ne umrunuzda oldu ki?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki o halde, burada da duralım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çocuklarımıza okuttuğunuz tarih dersi kitaplarında geçiştirdiğiniz bir konuya daha değinelim. Gelin gelin, korkmayın:</p>
<p>Kuvayı Milliye, tam bir yıl boyunca sizin Kuvayı İnzibatiye’niz ile savaştı. Yani “Hilafet Ordusu” ile… Fransızın, İngilizin, Yunanın zulmünden inim inim inlerken her yer, tertemiz yürekli Anadolu çocuklarının delik çarıklarla, tahta tüfeklerle ve kuru ekmekten azıklarıyla kurduğu Kuvayı Milliye’nin üzerine paralı köpeklerinizi saldınız. Ağzından emperyalizm salyası akan köpeklerinizi… İngiliz emretti, Damat Ferit kurdu, satılık subaylarınız da vurdu!</p>
<p>Bu konuyu neden ısrarla gizlediğinizi ve okullarda ayrıntılı bir şekilde anlatmadığınızı biz çok iyi biliyoruz. Kof bir gençlik yaratmaya çalıştığınız için… Ama unutmayın, dün bir avuç Kemalist Gençlik ile başa çıkamadınız, bugün de çıkamayacaksınız!&#8230; Çünkü Kemalist Gençlik, dün Tayyar Rahmiye’nin avucunda büyüdü, bugün de aynı yüreğe sahip anaların avucunda büyüyor… Sizinse kimlerin avuçlarında büyüdüğünüzü biz çok iyi biliyoruz!</p>
<p>Uğur Mumcu’ların peşine taktığınız sivil polisleriniz, sizin yaratmaya çalıştığınız Kuvayı İnzibatiye’nizin erleridir. Elbette bu durumda Mumcu’ları izlemek yerine, korumanız da beklenemezdi sizden.</p>
<p>Ama nedense Uğur Mumcu’ların şu gün şu saatte nerede olduğunun çetelesini tutan, Balbay’ın, Özkan’ın, Perinçek’in, Haberal’ın, Hilmioğlu’nun hangi gün hangi saatte kiminle görüşüp telefonlaştığının raporunu yazan Kuvayı İnzibatiye’niz, sözkonusu olan tahliye edilmiş Hizbullah militanlarıysa eğer, gözden kaybediverdiler! Neymiş; imza atmaya gelmemişler de, haklarında arama emri çıkmış da, evde bulamamışlar da… Sevsinler sizin “vatan” aşkınızı!</p>
<p>Mert olun da, Fethullah’ı Humeyni gibi şölenlerle uçaktan indirip, “son halife” ilan edeceğinizi söyleyin. Onun için Kuvayı İnzibatiye yani “Hilafet Ordusu” yaratmaya çalıştığınızı itiraf edin. Alçaklığınız izin vermiyor değil mi? Emin olun, ağzınızdaki bakla yaptığınız ihanet planlarını da biz çok iyi biliyoruz!</p>
<p>Öyle iğrenç bir intikam peşindesiniz ki… Çünkü Kubilay’ın başını kestiniz; başını kestiğiniz yerde, evet tam o noktada, dedeleriniz idam edildi… Menemen’e şeriat bayrağınızı diktiniz; bayrağı diktiğiniz yerde, evet tam o noktada, Mustafa Kemal’in heykeli durmakta. Heykel yükseliyor günden güne, siz böyle alçaldıkça…</p>
<p>Ve öyle aptalsınız ki, Kemalizm’i yüreğinde alevlendirenlerin zekası karşısında bir kez daha yenilmeye mahkumsunuz. Neden mi aptalsınız?</p>
<p>Kemalistleri Silivri Toplama Kampı’na tıkarak susturabileceğinizi, Kemalizm’i öldürebileceğinizi zannediyorsunuz.</p>
<p>Bırakın onları hapse atmayı, Mumcu gibi Kemalist Devrim’in nice kalemşor askerini paramparça ettiniz de ne oldu?</p>
<p>Hiç güleceğim yoktu; biz yaşıyoruz…</p>
<p>Ve size inat, yaşamayı sürdüreceğiz. Size inat, Kubilay’ın kopardığınız başını başımız yapmayı sürdüreceğiz. Size inat, Kemalistler olarak Kuvayı Milliye ruhunu yaşatmayı sürdüreceğiz.</p>
<p>Karşımıza biber gazlı, sis bombalı, coplu, sopalı Kuvayı İnzibatiye’niz ile çıksanız bile, size inat, Mustafa Kemal gibi Kuvayı Milliye olup dikleneceğiz, direneceğiz!</p>
<p>Bu da, devrim şehitlerimizin aziz anısı karşısında boynumuzun borcu olsun!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>UTKU ERİŞİK</strong></p>
<p><strong>Tiyatro Sanatçısı – Yazar</strong></p>
<p><strong>utku@tiyatrobirileri.com</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tiyatrobirileri.com/size-inat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben de Sizin Sanatınıza Tüküreyim!</title>
		<link>http://www.tiyatrobirileri.com/ben-de-sizin-sanatiniza-tukureyim.html</link>
		<comments>http://www.tiyatrobirileri.com/ben-de-sizin-sanatiniza-tukureyim.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 21:40:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>utku</dc:creator>
				<category><![CDATA[1923]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tiyatrobirileri.com/?p=155</guid>
		<description><![CDATA[Yalan yok, ağzımda sizden yapılma nice küfür… Ve nicedir beynimi tecavüzünüzden kurtarılmış bölge görmenin keyfiyle, yüreğimi satılık tabelanızdan uzak tutmuş olmanın gururuyla yaşamaktayım. Size inat aydınlık bir yol tutturmuşum kendime; bozuk ahlakınızın da, tuzak hukukunuzun da, emperyalizmin genelevine dönmüş canevinizin de, paçavra programlarınızın da, alçak açılımlarınızın da, meymenetsiz suratlarınızın da küfüründeyim. Sizden yapılma, yani bir o kadar omurgasız nice küfür var ağzımda… Ananızdan doğma, babanızdan olma kardeşliğinizin değil; içinizden çıkma kalleşliğinizin püfür püfür estiği memleketimin dağlarının küfüründeyim. Ustalık, sanatta büyük[...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yalan yok, ağzımda sizden yapılma nice küfür… Ve nicedir beynimi tecavüzünüzden kurtarılmış bölge görmenin keyfiyle, yüreğimi satılık tabelanızdan uzak tutmuş olmanın gururuyla yaşamaktayım.</p>
<p>Size inat aydınlık bir yol tutturmuşum kendime; bozuk ahlakınızın da, tuzak hukukunuzun da, emperyalizmin genelevine dönmüş canevinizin de, paçavra programlarınızın da, alçak açılımlarınızın da, meymenetsiz suratlarınızın da küfüründeyim. Sizden yapılma, yani bir o kadar omurgasız nice küfür var ağzımda…</p>
<p>Ananızdan doğma, babanızdan olma kardeşliğinizin değil; içinizden çıkma kalleşliğinizin püfür püfür estiği memleketimin dağlarının küfüründeyim.</p>
<p>Ustalık, sanatta büyük bir yerdir. Usta, dünyanın tüm gizemini barındıran kuytular arar kendine; çünkü bilir ki, çırak ve kalfanın girmeye cesaret edemeyeceği ama güzelliklerle dolu zorlu bir yoldur o kuytular… Usta, tehlike ile mükemmelliğin sınırı olan uçurum kenarlarında gezer; çünkü bilir ki, çırak ve kalfanın yüreğinin kaldırmayacağı ama gerçeklerle dolu ince bir çizgidir o kıyılar…</p>
<p>Usta bunu bilir, kendinden bilir; çünkü kendisi de çırak ve kalfa olmuştur geçmişte. Ama bu söylemek istediğim, “sanat” denince ilk akla gelen sözcüğe dair ustalıktır. Mayakovski’nin şu sözünü nasıl unuturum:</p>
<p>“Sanat dünyayı yansıtan bir ayna değil, dünyaya şekil veren bir çekiçtir.”</p>
<p>Öte yandan, “Siyaset de bir sanattır.” derler ama, değil mi?</p>
<p>Bu çekici vuran eğer Mustafa Kemal ise, küllerinden bir ulusu yeniden doğurur sanatıyla. Bu çekici vuran eğer bir ahmaksa, bu ahmaklığın tüm ulusça pahalıya ödendiği bir sanattır siyaset…</p>
<p>Ben iyi yaparım ya da yapmam, buna izleyenler karar verir; ama bir tiyatro oyuncusu olarak sanattan anlarım. O yüzden ben de tüküreyim sizin yaptığınız bu sanatın içine!</p>
<p>Mustafa Kemal’i tanımamış olsa bu yürek, kendinizi adamdan saydıracaksınız… Mustafa Kemal’i görmemiş olsa bu gözler, kendinizi şerefli vatan evlatları olarak yutturacaksınız… Mustafa Kemal’e koşmuyor olsa bu ayaklar, kendinizi Türkiye aşkından yanıp kavrulan siyaset sanatçıları saydıracaksınız, benim tarih sayacımda…</p>
<p>Ama yaptığınız ve yapacağınız bu sanatın içine tüküreyim ben!</p>
<p>Bir hödük kendini dev aynasında “usta” olarak görürken, bizim gibi devrim aynasına bakanlardan korkacaktır elbette; çünkü biz o aynaya bakarken içimizdeki Mustafa Kemal’i görürüz, o ise kendi içindeki yarasa leşlerini görür, PKK leşlerini görür.</p>
<p>Dünya siyaset tarihinde, memleketlerini pazarlamakla övünenler iyi bilirler.  Memleketin eğer adi bir malsa, onu “süper güç” yapıp, “dünya jandarmalığına” oynatabilmek de ustalıktır; ama memleketin eğer “1923” tarihli muhteşem bir sanat yapıtıysa, bunu kendi çamurunla sıvayıp adi bir mal gibi ucuza satabilmek de ustalıktır, hünerdir, cürettir.</p>
<p>Midemi bulandıran manevralarınızdan da, “o öyle dediydi, bu böyle dediydi” diye diye kulağımı oyan iğrenç seslerinizden de, “gizli oy” dediğiniz transparan kandırmacalarınızdan da, aptallık defterine kenar süsü olan cehaletinizden de, dalkavukluk kitabına bez cilt yapılan Amerikan bezi elbiselerinizden de tiksiniyorum…</p>
<p>Kürdistan’ı ülke, tornistanı ilke bilen siyasetiniz sanatsa, o sanatınıza tüküreyim ben sizin!</p>
<p>Münevver Karabulut adında bir kızcağız, testereyle ikiye bölünüp tüketim çılgınlığınızla doldurup taşırdığınız çöplüğünüze fırlatılıp atılır; günlerce yalaka medyanızın gündeminden düşmez. Neden? “Geleceğimiz” gördüğümüz bir genç kızımız böyle vahşice öldürüldü diye mi? Ah ah da vah vah!&#8230; Dürüst olun en azından, aşağılık olmayı bile beceremeyen satılık sanatçılarsınız siz… Tuallerinize Mehmetçik’in kanıyla Obama’nın portresini çizen, Kandil’in taşlarından Apo itinin heykelini yapan, Derviş Mehmet’in boynundaki ipten şeriatın bayrağını dokuyan satılık sanatçılarsınız hepiniz. Münevver’ler zerre umurunuzda olmaz sizin… Olsaydı, onun gibi her yıl yüzlerce cinayet olayı yaşanıyor, onlar da olurdu… Ama zenginin katili önemlidir sizin gözünüzde, fakirin öleni değil. Nice garip oğlu garip, yollara döşenmiş mayınlarda paramparça olur, beş dakikanızı ayırmazsınız da; bir “garipoğlu” katil zanlısı olunca, zengin canlısı medyanızla beş ayınızı utanmadan harcarsınız… Sonra yarattığınız bu medyanız, bağırsağa dönmüş beyninizden çıkan bu pisliğinize tüy dikerse, o pisliğinizi bile mübarek sanırsınız siz.</p>
<p>Cudi’deki subay garip oğlu gariptir, Gabar’daki astsubay garip oğlu gariptir, Yüksekova’daki uzman çavuş garip oğlu gariptir, Silvan’daki er garip oğlu gariptir. Türküsünü yapmışız:</p>
<p>“Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir!”</p>
<p>Ama siyasetteki Eyyam Efendi Hazretleri ile kiyasetteki Hayyam Efendi Hazretleri, zengindir, muktedirdir ve aynı zamanda da muzdariptir… O yüzden gelir gelmez vizitesini ödediğiniz ve karşılığında 4 yıl boyunca komple muamele gördüğünüz medyanız da her ikinize birden müteşekkirdir.</p>
<p>Böyle bir medya yaratmak, ancak sanat ustalığı ister. Ben de sizin takkenizle örttüğünüz saçınızdaki bitleri çiftleştirip bit yavrusu medya üreten sanatınızın içine tüküreyim!</p>
<p>Düne kadar porno kasetlerle yerlerde süründürdüğünüz siyasi ahlaksızlığınız, toplumsal çöküşlerin en trajik olanına gebeyken, yatak odasına kamera sokmanın belaltı keyfini sürüyorsunuz evlerinizde, öyle mi?</p>
<p>Pornoyu bu kadar çok seviyorsanız, şimdi sıkı durun:</p>
<p>Yabancı sermayeye okşatarak büyüttüğünüz ekonominizde, gümrüklerinize giren çıkan belli değilse, porno odur!</p>
<p>Kadrolaşmanız ve kadro açmanız adına kurumlardaki çalışanlar sürekli pozisyon değiştiriyorlarsa, porno odur!</p>
<p>Kanala şifre koyar gibi sınava şifre koyup ondan sonra tarikatçı öğrencilerinizin en iyi puanları aldığını televizyondan izlerken, hepiniz birden “Tatmin olduk!” diyorsanız, porno odur!</p>
<p>Alın size porno işte, hem de en has olanından! Daha da hasını ve de başka “konulu”sunu istiyorsanız, büyüdüğünüz tarikat yuvalarına gidin; orada bulacaksınız, “Emperyalizm bir ülkenin içine nasıl eder?” konulusunu…</p>
<p>Bir pislik sürüsü memleketin doğusunu parsellemişken, Sevr’in maddelerini bir bir önünüze sürerken, Demokratik Toplum Zırvası diye ahırda toplanıp dururken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin paşalarını terörist diye susturan ve Kürdistan oyununun maşalarını coşturan siyasetinize tüküreyim ben sizin!</p>
<p>Nice Mehmetçik gitti… Nice canımın içi gitti… Dağ gibi nice yiğidim şehit düştü, üstelik yine  benim dağlarımda… Hala da şehit düşüyorlar ve hazır olalım, daha da düşecekler… Ve hazır olalım, bu böyle giderse memleketin doğusu düşecek!</p>
<p>Bunu Uğur Mumcu yazdı, bedelini ödettiler. Ben de yazıyorum, bana da ödetin hadi!</p>
<p>Ama şunu unutmayın ki, Nazım Usta’nın dediği gibi, “Ölüler otomobillerden hızlı gider”… Yani ölsem de yakanıza yapışacağım sizin! Hiçbir otomobiliniz, işte o zaman benim ölümden daha hızlı gidemeyecek!</p>
<p>Eğer bu memlekette artık Edirne deyince ayrı, Hakkari deyince ayrı yüz ifadesi alıyorsa insanlar; eğer bu memlekette Bodrum deyince ayrı, Munzur deyince ayrı değişiyorsa bakışlar; sizin yaptığınız yapacağınız bu siyasetinize tüküreyim ben!</p>
<p>Kemalistler için tek bir çıkış noktası vardır:</p>
<p>Mustafa Kemal dün ne dediyse, bugün o!… Mustafa Kemal dün ne yaptıysa, bugün o!&#8230;</p>
<p>Siz, Kemalist Utku’yu temizleseniz de o, temizlemeseniz de o!</p>
<p>Kuvayı Milliye ne zaman tek kişi olmuş ki, şimdi olacak?</p>
<p>Bir sanat yapıtı yaratır gibi ince ince dokuduğunuz bu hain plan, o kirli ellerinizde patlayacak!</p>
<p>İşte o yüzden diyorum ya zaten; ben de sizin sanatınıza tüküreyim!</p>
<p>Benim güzel Türkiye’mi, benim ağlattığınız ulusumu, toprağına kurban olduğum biricik vatanımı, Ali Kemal’in ihanetinden kurtardığım, Mustafa Kemal’imin emaneti yaptığım cennetimi cehenneme çeviremeyeceksiniz.</p>
<p>Mustafa Kemal’in kalpağı, topunuzun kaypağına dün yetti, bugün yeter, yarın da yetecek!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>UTKU ERİŞİK</strong></p>
<p>Tiyatro Sanatçısı – Yazar</p>
<p>utku@tiyatrobirileri.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tiyatrobirileri.com/ben-de-sizin-sanatiniza-tukureyim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fahiş Bir Kabahat ile Fahişe Bir Sabahat</title>
		<link>http://www.tiyatrobirileri.com/fahis-bir-kabahat-ile-fahise-bir-sabahat.html</link>
		<comments>http://www.tiyatrobirileri.com/fahis-bir-kabahat-ile-fahise-bir-sabahat.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 21:31:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>utku</dc:creator>
				<category><![CDATA[1923]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tiyatrobirileri.com/?p=152</guid>
		<description><![CDATA[Ah benim vicdanım neleri reddediyor, bir bilseniz… Ben doğmadan yıllar yıllar öncesinden başlayan ve Mustafa Kemal’imin ölümünden sonra yıllardır devam eden ne acıları yüreğimde biriktirip gözlerimi açtım ben bu dünyaya. İşinize gelir ya da gelmez, o gün nurtopu gibi bir Kemalist doğdu. İyi ki de doğdu… Doğdu ve sizin başınıza bela oldu. Ben uzun zamandır sizi izlerken televizyonda ve lanetlenmiş suratlarınıza bakarken bela okumuyorum. Her gün birçok insan, ya dost meclislerinde, ya arabasında radyo dinlerken, ya evinde televizyon ve internet[...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ah benim vicdanım neleri reddediyor, bir bilseniz…</p>
<p>Ben doğmadan yıllar yıllar öncesinden başlayan ve Mustafa Kemal’imin ölümünden sonra yıllardır devam eden ne acıları yüreğimde biriktirip gözlerimi açtım ben bu dünyaya.</p>
<p>İşinize gelir ya da gelmez, o gün nurtopu gibi bir Kemalist doğdu. İyi ki de doğdu… Doğdu ve sizin başınıza bela oldu.</p>
<p>Ben uzun zamandır sizi izlerken televizyonda ve lanetlenmiş suratlarınıza bakarken bela okumuyorum. Her gün birçok insan, ya dost meclislerinde, ya arabasında radyo dinlerken, ya evinde televizyon ve internet başında, ya da gazetesini okurken size bela okuyor; ama ben uzun zamandır size “Allah belanızı versin!” bile demiyorum. Demiyorum; çünkü bizim gibi Kemalistler doğmuş ya, Allah sizin belanızı öyle vermiş zaten.</p>
<p>Daha bir şey görmediniz ama… Güzel(!) günler göreceksiniz çocuklar, motorlarınızı kendi lağım sularınıza süreceksiniz!&#8230; Daha durun bakalım… Güzel(!) günler göreceksiniz, kabahattan olma sabahattan doğma çocuklar, acele etmeyin, daha bir şey görmediniz…</p>
<p>Ah benim şu vicdanım, neleri ellerinin tersiyle itmeye çalışıyor yıllardır, bir bilseniz…</p>
<p>Türk askerinin başına geçirilen çuvalda biriktiriyorum tüm öfkemi… O çuvala bir gün yalnızca başınızı değil, vatan toprağıma her gün yeni bir pislik döken kıçınızı da sokacağız. O zaman anlayacaksınız, köpeği olduğunuz Apo’ya 40 metrekarenin bile ne kadar çok olduğunu… 40 metrekare, bir çuvaldan daha geniştir çünkü.</p>
<p>Türk polisine attığınız tokatta biriktiriyorum söyleyemediklerimi… Siz böyle ABD’den aldığınız güçle azdıkça, AB’den bulduğunuz yüzle kudurdukça, o tokat benim ellerimde büyüyor. O yüzden diyorum ya, daha bir şey görmediniz siz…</p>
<p>Tokat’ta yatan Şehit Üsteğmen Çetin Aylar’a anlatıyorum her gece, bu çuval ile tokatı…</p>
<p>Temmuz 2010’da Hakkari Çukurca’da şehit düşen Çetin Üsteğmen’in Tokat Turhal’daki babaevini ziyarete gittiğimde sormuştum babasına:</p>
<p>“Sen oğlunu büyüttün, Harp Okulu’na gönderdin, okuttun, teğmen mezun ettin. O oğlun daha da büyüdü, üsteğmen oldu ve bir gün bir kalleş gelip senin canının parçasını şehit etti… Ne hissediyorsun? Merak ediyorum, bir şehit babası ne hisseder?”</p>
<p>Her yanı Türk bayrağıyla donatılmış evin bahçesinde bana o baba dedi ki:</p>
<p>“Utku Bey, ben üzülmüyorum, ben ağlamıyorum. Benim oğlum, altı askerinin canını kurtarmak uğruna o mevziyi terketmedi ve öyle şehit oldu. Bugün altı ana onun sayesinde ağlamıyor. O yüzden mutluyum. Ama eğer benim oğlum kendi canını kurtarmak için o mevziden kaçsaydı, bugün o altı ana ağlayacaktı. İşte o zaman ben bu eve Çetin’i almaz, evlatlıktan men ederdim. Ve işte o zaman ağlardım.”</p>
<p>Tüylerim diken diken, düşündüm o anda, bu nasıl bir ruhtur… Bu nasıl yüce bir felsefedir ki, kendi çocuğu şehit düşünce, diğer analar ağlamıyor diye, altı ana değil de bir ana ağlıyor diye sevinebilen?</p>
<p>Bu ruh ve bu felsefe, bizim büyük ulusumuza okullarda öğretilmez… Bizi annemiz veya babamız karşısına alıp da, “Bak çocuğum, ilerde senin çocuğun şehit düşerse, böyle böyle düşünüp, ağlamayacaksın!” diye anlatmaz… Bu, bizim binlerce yıllık tarihimizde nesilden nesile sanki genetik bir kodla, sessiz sedasız aktarılan bir felsefedir. Buna ne vatanımı işgal eden kabahatın aklı erer ne de vatanıma ihanet eden sabahatın… Buna yalnızca “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünü şöyle yüreği titreye titreye söyleyebilen, Mustafa Kemal’in çocuklarının aklı erer…</p>
<p>O yüzden de, bu kabahat ile bu sabahat, daha nasıl bir ulusla uğraştıklarının farkında değiller!</p>
<p>Peki kimdir bu kabahat ile sabahat? Ve neden biri fahiştir, diğeri de fahişedir?</p>
<p>“Fahiş” sözcüğü, “aşırı” anlamı dışında bir de “ahlaka uygun olmayan” anlamına da gelir… Cumhuriyet’in temeline bombalar konulurken buna ses çıkarmayanlar, bu bombaları koyanlar kadar fahiş, yani ahlaksız bir kabahata imza atmışlardır.</p>
<p>“Fahişe”nin ne anlama geldiğini de, sabahatın yüzüne bakarak anlayabilirsiniz.</p>
<p>“Sabahat” sözcüğü, “yüz güzelliği” demektir. Oysa öyle sabahatlar vardır ki, emperyalizmin bölücü yatağına girmek için kullanır o tükürülesi çirkinlikteki yüzünü.</p>
<p>Bizim bilmemiz gerekense; yıllardır o kabahatı işleyip üzerimize saldıranlarla, o sabahatı işleyip üzerimize salanlar aynı soysuzlardır, aynı alçaklardır.</p>
<p>Ah benim şu yıllardır acıya acıya sonunda acınacak duruma düşen güzel vatanımın vicdanı, neleri reddediyor, bir bilseniz…</p>
<p>Askerliğini benim gibi yapanlar da anlamaz bunu. Ancak şehitlerimin anaları, babaları, kardeşleri, eşleri, çocukları anlar… Bunun bedelini bedeniyle ödeyenlerin yakınları anlar. “Vicdan-i ret” zırvasıyla yanıp kavrulan şerefsizler ordusu, bugün Türk Ordusu’na karşı açıktan bir savaş başlatmıştır. Kimden cüret buldukları da bir o kadar açıktır…</p>
<p>Bir de bu bedeli parayla ödeyip “kendini kurtarmak” isteyenler var. Ben de, onların parasıyla bana gelecek “yol-su-elektrik” hizmetini reddediyorum. Fakir çocuklarım sınır boylarında tek tek şehit düşerken; o elektrikle aydınlatılmış, o suyla yıkanmış o şehir yollarında, bunu vicdanına yedirmiş üç beş züppeyle aynı anda yürüyor olmayı reddediyorum.</p>
<p>Ama bugünlere kolay gelinmedi, bunu da biliyorum.</p>
<p>Kabahat, yıllardır top çevirip pas veriyordu, sabahat da bugün gol atıyor.</p>
<p>Kabahat, yıllardır dağdakine ses çıkarmıyordu, sabahat şimdi şehire inmiş, caka satıyor.</p>
<p>Kabahat, yıllardır Barzani’ye yemek servisi yapıyordu, sabahat şimdi semirmiş, kalça sallıyor.</p>
<p>Kabahat, yıllardır işbirliği yapıyordu, sabahat şimdi işini yapıyor.</p>
<p>Kabahat, yıllardır taş atıyordu, sabahat şimdi tokat atıyor.</p>
<p>Kabahat, yıllardır vatanıma kurşun sıkıyordu, sabahat şimdi kurşun sıkanı alkışlıyor.</p>
<p>Ne bekliyorduk ki, ne olmasını umut ediyorduk?</p>
<p>Yani, kabahat işlenirken sabahat doğuyordu; körleşen Cumhuriyet(!) Savcısı görmedi. Kabahat fahiş bir hal almışken, sabahat fahişeliğe soyunuyordu; körleşen Cumhuriyet(!) Savcısı görmedi. Sabahat, yani “yüz güzelliği” böyle bir şey işte; kör ediyor adamı!</p>
<p>Oysa aynı Cumhuriyet(!) Savcısı, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk’un, Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atan çetenin başı olduğunu iddia etti.</p>
<p>Tuncay Özkan’ın benimle konuşurken yaralarla dolu ellerini kaşıması gözlerimden gitmiyor. Mustafa Balbay’ın su damacanalarıyla spor yapıp sağlığını korumaya çalışması gözlerimden gitmiyor. Fatih Hilmioğlu’nun hastanede yatağa zincirlenmesi, Mehmet Haberal’ın çürümeye mahkum edilmesi, Doğu Perinçek’in eşiyle görüşmesinin bile yasaklanması, Çetin Doğan’ların tıbbi müdahaleyi reddedecek kadar onurlu duruşu gözlerimden gitmiyor.</p>
<p>Neden yaşarıyor peki bu gözlerim, neden?</p>
<p>Silivri ve Hasdal’a girenler ölerek çıkarken, sabahat(!)ların o pis suratlarındaki sırıtışları kanıma dokunuyor arkadaş!</p>
<p>Fahiş bir kabahat ile fahişe bir sabahat başımıza çıkmış tepinip duruyor; hal böyleyken, gözyaşı dökmek zoruma gidiyor arkadaş!</p>
<p>Ama sakın ha, bu fahişler ve fahişeler, döktüğüm gözyaşını çaresizliğime bağlamasınlar. Ben, gözyaşı döktükçe Mustafa Kemal’e giden yolumu yıkıyorum her gece. Yani arkamdan gelenleri düşünüp, o yola gözüm gibi bakıyorum…</p>
<p>Bölücülükle şaha kaldırılmış gerici kabahata da, ABD ile düşüp kalktıkça “Kürdistan” adlı bir veled-i zina doğuracağını zanneden sabahata da son sözüm şu olsun:</p>
<p>Bu memlekette sizin Apo posteriyle ve “sarı-kırmızı-yeşil” bayraklarla gösteri yapmanız “özgürlük mücadelesi”; ama bizim şehitler için yaptığımız yürüyüşlerde ya da Cumhuriyet mitinglerinde Mustafa Kemal posterleri ve Türk bayraklarıyla sokağa dökülmemiz “provokasyon” oldu.</p>
<p>Peki öyle olsun… Sizden korkan da, sizin gibi olsun!</p>
<p>“Saflaşma var” deniliyor, “kamplaşma var” deniliyor her fırsatta.</p>
<p>Saflaşma, yalnızca bizim aptallaşma derecesinde “saflaşma” yaşayan bazı çakma Atatürkçülerde var… Siz gayet ayıksınız ve aklınız yerinde…</p>
<p>Kamplaşmaya gelince…</p>
<p>Siz bölücüler Kuzey Irak’ta ve siz gericiler tarikat yuvalarında kamplaşırken, bizim elimiz de armut toplayacak mı sandınız?</p>
<p>Elbette vatanımızı korumak için biz de vatanseverler kampında yerimizi alacağız. Tıpkı 1919 olduğu gibi…</p>
<p>Ve fahişe bir sabahat, emperyalizmle gece mesaisini doldurup evine giderken, elbette onun yatağını toplayıp odasını havalandırmayacağız.</p>
<p>Ve fahiş bir kabahat, yeşil başını Pensilvanya’dan alıp Ankara’ya giderken yollarına gül suları serpmeyeceğiz…</p>
<p>“Kandil”le ve “ampul”le aydınlanan yolunuzun üzerine bir güneş gibi doğacağız ve siz kaçacak delik arayacaksınız.</p>
<p>Habur’daki çapulcu sürüsünü birlikte buyur eden kabahat ile sabahat, o zaman anlayacak “arkadan alkışlamak” ne demekmiş…</p>
<p>Ve işte o zaman anlayacaklar, biz Kemalistler var olduğumuz sürece, “Fahiş ile Fahişe”nin aşkında asla “mutlu son” olmayacağını!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>UTKU ERİŞİK</strong></p>
<p>Tiyatro Sanatçısı – Yazar</p>
<p>utku@tiyatrobirileri.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tiyatrobirileri.com/fahis-bir-kabahat-ile-fahise-bir-sabahat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;e Saldırmanın Dayanılmaz Hıyar Ağalığı</title>
		<link>http://www.tiyatrobirileri.com/ataturke-saldirmanin-dayanilmaz-hiyar-agaligi.html</link>
		<comments>http://www.tiyatrobirileri.com/ataturke-saldirmanin-dayanilmaz-hiyar-agaligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 20:43:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>utku</dc:creator>
				<category><![CDATA[1923]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tiyatrobirileri.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Bizimki ağa olsun da, varsın hıyar ağası olsun… Ülke çoktandır “kendi kendine yeten nadir bir tarım ülkesi” olmaktan çıktı, tam bir hıyar bostanına döndü zaten. Eee, o zaman da emperyalist vahşet ile faşist dehşet kendine hemen bir ağa buldu, ona da bu bostanda elbette hıyar ağası olmak düştü. Hıyar deyip geçmeyin… 14 Şubat 1949 günü Markopaşa gazetesini alanlar, gazetenin manşeti karşısında şaşkına dönerler: “Markopaşa’nın Fevkalade Hıyar Sayısı” Peki bu da nedir böyle? Yola Sabahattin Ali ile birlikte çıkan Aziz Nesin[...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bizimki ağa olsun da, varsın hıyar ağası olsun…</p>
<p>Ülke çoktandır “kendi kendine yeten nadir bir tarım ülkesi” olmaktan çıktı, tam bir hıyar bostanına döndü zaten. Eee, o zaman da emperyalist vahşet ile faşist dehşet kendine hemen bir ağa buldu, ona da bu bostanda elbette hıyar ağası olmak düştü.</p>
<p>Hıyar deyip geçmeyin…</p>
<p>14 Şubat 1949 günü Markopaşa gazetesini alanlar, gazetenin manşeti karşısında şaşkına dönerler:</p>
<p>“Markopaşa’nın Fevkalade Hıyar Sayısı”</p>
<p>Peki bu da nedir böyle?</p>
<p>Yola Sabahattin Ali ile birlikte çıkan Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali’nin Nisan 1948’de vahşice öldürülmesinin ardından Markopaşa’yı türlü zorluklara rağmen çıkarmayı sürdürürler.</p>
<p>Ve o günkü sayıyı “Özel Hıyar Sayısı” olarak çıkarmalarının nedenini de okurlarına şöyle anlatırlar:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ne yazsak Markopaşa’yı toplatıyorlar. On beş sayı çıkabilen gazetemizin yedi sayısını toplattılar. Biz de zülfiyare dokunmasın, güneşe karşı –desturun- su döküp de çarpılmayalım, evliyayı umuru incitip fincancı katırlarını ürkütmeyelim diye suya sabuna dokunmadan havadan sudan yazılar yazmaya karar verdik. Bundan sonra gazetemizin her sayısını meyve ve sebzelerin methine tahsis edeceğiz. Şimdiye kadar gazetemizi İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı toplattırdı. Bakalım bu sefer de Tarım Bakanlığı toplatacak mı? Gazetemizin bu sayısı hıyar sayısıdır. Baştan aşağıya kadar hıyarın ve hıyarların methiyesini bulacaksınız.</p>
<p>Hatta memleketimizin hıyarlarını rencide etmemek için onların aleyhinde bile bulunmayacağız. Gelecek sayımız da muşmula sayısı olacaktır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gazetenin bu “fevkalade hıyar sayısı” bir kez çıktı ve üzerinden 60 yıl geçti; ama onca yıl içinde memleketteki “fevkalade hıyar sayısı” günden güne arttı.</p>
<p>Dünya, bu 60 yıl içinde Venezuella’nın Chavez’i ile tanıştı; biz de Pensilvanya’nın Çömez’i ile tanıştık.</p>
<p>Dünyada, bu 60 yıl içinde ulusal varlığını yabancı efendilere yedirmemenin adı Fidel Castro oldu; bizde o yabancı efendilere peşkeşin adı “tapu kadastro” oldu.</p>
<p>Oldu mu, oldu…</p>
<p>En kötüsü ise şu oldu:</p>
<p>Dünya liginde bu 60 yılın tüm şampiyonları, en güçlü “ulus-devlet” yapısına sahip ülkeler olurken; bizde Mustafa Kemal’in “ulus-devlet”ine düşman bir hıyar ağasının üç çocuk azgınlığına rağmen, bizim çocuklar yok oldu, elin Nobre’si Mert Nobre oldu, elin Vederson’u Gökçek Vederson oldu, elin Aurelio’su Mehmet Aurelio oldu, “ulusal” takımın başına da Guus Hiddink kondu.</p>
<p>Ulusal takım şimdi yerlerde mi sürünüyor?</p>
<p>Merak etmeyin; her şeyin sorumlusu da “Ergenekon”du!</p>
<p>Tiyatrocuyum; bu sanata kıyısından köşesinden bulaşanlara, “Sahne tozunu bir kez yuttun mu, bir daha iflah olmazsın!” derler; ben de iflah olmaz bir tiyatrocuyum. Ama Mustafa Kemal’in ayak bastığı yolların da tozunu yutmuşum bir kere, yani iflah olmaz bir Kemalist tiyatrocuyum.</p>
<p>Bu durumda da nur topu gibi bir “Terörist Utku” doğdu mu, doğdu…</p>
<p>Abdullah Öcalan gibi mi yani?</p>
<p>Haşa!&#8230; Kendisi Orhan Bey’den bu yana Türklerin elinde olan İmralı’yı almayı başarabilmiş muzaffer bir PKK komutanıdır; terörist de ne demekmiş… Kendisi bir özgürlük savaşçısıdır, her cins köpeğe “sayın”dır, evli köpeğe “kayın”dır… Her bir sözü de, Kürdistan’a bayındır…</p>
<p>Yani asıl terörist, İmralı’yı alan değil, Engin Alan’dır!</p>
<p>İşte ondandır ki, “Türkiye Milleti”nin vekili Leyla Zana’ya ulaşmak isterseniz Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki makam odasına, “Türk Milleti”nin vekili Engin Alan’a ulaşmak isterseniz de Hasdal Cezaevi’ndeki tecrit odasına mektup yazmak zorundasınız.</p>
<p>Tüm bunlar kimin kavuğunun altından çıktı peki?</p>
<p>Bir hıyar ağasının…</p>
<p>Tüm bunlar kimin kabuğunun altından çıktı peki?</p>
<p>Onun hıyarlarının…</p>
<p>Bir memleketin hali, eğer meyve-sebze haline döndüyse; engin alan terörist olur, yüksek alan dünya lideri… Mallar (örneğin Washington portakalı) Ankara’ya gönderilir, kabzımallar   Washington’a… Balbay’lar içeri girer, ilbaylar dalkavuk olup harcırahla dışarı gider… Özkan’lar zindanda, kansızlar el üstünde tutulur…</p>
<p>Ama her zaman çetin doğanlar, çetin savaşıp, çetin ölürler; rezil doğanlar, rezil savaşıp rezil ölürler…</p>
<p>Washington demişken anmadan geçmeyelim:</p>
<p>21 Ekim 1969 tarihli “Devrim” dergisinde yayımlanan “Takke Düştü” başlıklı yazısında Doğan Avcıoğlu’nun söylediğine göre, aynı yılın nisan ayında Washington’da “Türkiye politikası üzerine söz sahibi” bir yetkili Milliyet gazetesi temsilcisine şunları demişti:</p>
<p>“Türkiye iktisadi yönden feci durumda. Washington, memleketiniz hakkında ümitsizlik içinde.”</p>
<p>Vah vah, adamlar yemeyip içmeyip, dişinden tırnağından artırıp bir “Türkiye Masası” açıyor, masaya da bir çilingir sofrası kuruyor. Çilingir, Kemalizmin 1923 ile o pis suratlarına kapattığı tüm kapıları tek tek açarken; memleketimiz hakkında ümitsizlik içinde oldukları için sofraya da artık Amerikan malı olan “Yeni Rakı” koyuyorlar.</p>
<p>Yanına meze mi yok?</p>
<p>Önce emperyalizmin memesinden sağdıkları sütten yoğurt yapıyorlar. Sonra o yoğurdu “ileri demokrasi” ile sulandırıp, tuzukuru Feto’nun tuzundan koyuyorlar.</p>
<p>İçine hıyar mı yok?</p>
<p>İstemediğin kadar…</p>
<p>Bizim aklı kendinden beş adım geride yürüyen bazı “ilerici” kardeşlerimizin yıllardır “Bunlardan bir cacık olmaz!” diye alay ettiği ve kafasını çevirip bakmadığı her yerde adamlar çatır çatır cacık yapıyorlar.</p>
<p>Hıyar ağası da, böyle muhalefete elbette yatar kalkar şükreder. O cacığı bu kendi gibi taşeron olan muhalif(!)lere de bir güzel yediriyor mu?</p>
<p>Hem de nasıl…</p>
<p>Washington, “Türkiye Masası”na meze olacak hıyarları da, onlara ağayı da çok kolay buluyor; peki ama buz ne durumda?</p>
<p>O en kolayı canım…</p>
<p>Tarihin derin dondurucusunda buz için Sevr’in Kürtçü kalıbı ayrı, Ermenici kalıbı ayrı, şeriatçı kalıbı ayrı…</p>
<p>Çıkarıp çıkarıp, rakıya atıyor mu?</p>
<p>Hem de nasıl…</p>
<p>Doğan Avcıoğlu, sözünü ettiğim yazısının sonlarında diyordu ki:</p>
<p>“Esas davanın halktan yana düzen değişikliğini gerçekleştirmeye çalışmak olduğunu görmezlikten gelip, bir siyasal biçime körü körüne bağlanarak, onu her şeyin üstünde tutanlar ve böylece biçimi öze tercih edenler, en ilerici iddialarla da ortaya çıksalar, bugün Türkiye’nin kalkınmasına en büyük engeli getiren tutucu sosyoekonomik güçler koalisyonunun ister istemez tutsağı ve siyasal sözcüsü haline geleceklerdir.”</p>
<p>Aynı durum bugün için de geçerli. Yani bizim hıyar ağası, akıllı… Bu cacığa muhalefet edermiş gibi görünenleri de kendi tutsağı ve siyasal sözcüsü haline getirdi sonunda…</p>
<p>Atatürk’e saldırmanın bu dayanılmaz hıyar ağalığı uzun sürmeyecek ama… Atatürk’e saldırmanın bedelini tek tek ödeteceğiz hepsine!</p>
<p>Bu davaya tüm yüreğimle inanmasam bir saniye bile durmam. Bu devirde PKK’lı olmak dururken, PKK düşmanıyım; AKP’li olmak dururken, AKP düşmanıyım.</p>
<p>Anti-Kemalist olmak dururken, sapına kadar Kemalist’im. Türk düşmanı olmak dururken, iliğime kadar Türk’üm.</p>
<p>Üstelik bir de, hıyar ağasına hıyar olmak dururken, sahnede hıyarın kabuğunu soyup “Hıyar çıplak!” diye bağırıyorum; çünkü hıyarın “yeşil” kabuğunu soyunca içinde Kürdistan’ın ayrı, Ermenistan’ın ayrı, ABD’nin ayrı, AB’nin ayrı tohumu var, görüyorum. Ve kişisel çıkarlarım uğruna büyük ulusumdan bunu saklamamam gerektiğini biliyorum.</p>
<p>Anadolu’da “Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını!” denir.</p>
<p>Benim başımın tacı olduğu gibi, tohumumun hası da Mustafa Kemal’dir. O’nu ekmişim kendime, O’nu biçerim…</p>
<p>Utku’nun yüreğinde koca bir Türkiye ağacı dallanır; oranın en “has dal”ı da, Mustafa Kemal’in komutanlarının hapsedildiği bir cezaevi değil, Mustafa Kemal’in ta kendisidir!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>UTKU ERİŞİK</strong></p>
<p>Tiyatro Sanatçısı &#8211; Yazar</p>
<p><a href="mailto:utku@tiyatrobirileri.com">utku@tiyatrobirileri.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tiyatrobirileri.com/ataturke-saldirmanin-dayanilmaz-hiyar-agaligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İHANETİN PİÇLERİ ve SESSİZLİĞİN HİÇLERİ</title>
		<link>http://www.tiyatrobirileri.com/ihanetin-picleri-ve-sessizligin-hicleri.html</link>
		<comments>http://www.tiyatrobirileri.com/ihanetin-picleri-ve-sessizligin-hicleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 20:17:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>utku</dc:creator>
				<category><![CDATA[1923]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tiyatrobirileri.com/?p=141</guid>
		<description><![CDATA[  Tüm nezaketimle yazıyorum… Yazık ettiğiniz bir ülkede, yazık ettiğiniz çocukların titreyen sesleriyle, yazık ettiğiniz anaların keskin çığlıklarıyla, yazık ettiğiniz babaların acılı haykırışlarıyla yazıyorum. Tüm nezaketimle, ihanetin piçleri ile onlara karşı sesi çıkmayan muhalefetin hiçlerine yazıyorum. Dört duvar arasında Mustafa Kemal’in fotoğraflarına bıçak saplarken şerefsizler, başka dört duvar arasında Mustafa Kemal’i düşünüp gülümseyen yiğitler için yazıyorum. Tüm nezaketimle söylüyorum ki; dünyanın neresinde olursa olsun, emperyalist işbirlikçisi bir ihanetin yarattığı piçler kadar, “muhalefet” adıyla direnemeyen hiçler de tarihin lağım çukurunda yerini[...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p>Tüm nezaketimle yazıyorum…</p>
<p>Yazık ettiğiniz bir ülkede, yazık ettiğiniz çocukların titreyen sesleriyle, yazık ettiğiniz anaların keskin çığlıklarıyla, yazık ettiğiniz babaların acılı haykırışlarıyla yazıyorum. Tüm nezaketimle, ihanetin piçleri ile onlara karşı sesi çıkmayan muhalefetin hiçlerine yazıyorum.</p>
<p>Dört duvar arasında Mustafa Kemal’in fotoğraflarına bıçak saplarken şerefsizler, başka dört duvar arasında Mustafa Kemal’i düşünüp gülümseyen yiğitler için yazıyorum.</p>
<p>Tüm nezaketimle söylüyorum ki; dünyanın neresinde olursa olsun, emperyalist işbirlikçisi bir ihanetin yarattığı piçler kadar, “muhalefet” adıyla direnemeyen hiçler de tarihin lağım çukurunda yerini alır.</p>
<p>Açılım çölü ortasında ileri demokrasi serabı görürken yardakçılarınız, ben artık göremediğim Serap’ım için yazıyorum. Balık etli metreslerinizle kokteyllerde oynaşırken siz, balık hafızanızın ucuna bile değmedi o… 8 Kasım 2009’da, Apo’nun itleri Serap’ı otobüste molotof kokteyliyle cayır cayır yakarken, soğuk ve kırılası ellerinizi ısıttınız o ateşte.</p>
<p>Serap nereden çıkmıştı da evine dönüyordu?</p>
<p>Dershaneden…</p>
<p>Yanmasa ne olacaktı peki?</p>
<p>Sınava girecekti…</p>
<p>Yani cemaatinizden olmadığı için, şifreli alçaklığınızı bilemeyecek kadar saf, “hu” çeken aşağılık halinizi göremeyecek kadar temiz, içine ettiğiniz eğitim sisteminin kabına sığmayacağı kadar büyük düşlerle hazırlandığı sınava…</p>
<p>Yani o sınava girseydi de yakacaktınız o bedeni, bu kez girmeden yaktınız!</p>
<p>Maskeli balonuzdaki İmralı locasında kuş sütüyle semirttiğiniz PKK maskesi takmış sizin gibi şerefsizler yaktı onu.</p>
<p>Serap’ı yakan Apo’yu yakalayanlar ve ona haddini dağda-taşta bildirenler tek kişilik hücrelere hapsedilirken şimdilerde, “ev hapsi” istiyor onun için, ihanetin yarattığı başka piçler.</p>
<p>Buradan söylüyorum, piç medyanızın yüreği yetiyorsa bunu da yazsın:</p>
<p>Eğer Apo’ya ev hapsi verilecekse, bu Utku’nun evine versinler. Evimin kapısı kendisine sonuna kadar açıktır; ona dünyanın kaç bucak olduğunu gösterecek kadar boş odam var. Verin de, “ev hapsi” ne demekmiş, benim evimde görsün. Verin de, Serap’ı yaktığı gün dünyanın onun ailesi için nasıl bir zindana döndüğünü burada “özgür özgür” anlatayım kendisine.</p>
<p>Ki o medyanızdan ne isimler tanıyıp gördüm, içki masasında benim yanımda Apo’yu asarken, ertesi gün ekranlarınızdan “İdam cezasına hayır!” deme sahtekarlığını gösterdiler. İkiyüzlü bu piçleriniz de, aynı sizin gibi bir yüzü gülerken diğer yüzü ağladı. Ben mi tiyatrocuymuşum? Bunların yanında “rol” konusunda lafım bile edilemez, solda sıfırım!</p>
<p>Sonra…</p>
<p>Dershaneden dönen Serap’ımı yitireli beş ay olmuştu ki… Siz balık etli sofralarınızda kahkahalar atarken yine, balık hafızanızın ucuna bile değmedi o… 2 Nisan 2010’da, bu kez Soner ayrıldı aramızdan. Tek farkla: O intihar etti!&#8230;</p>
<p>İçine ettiğiniz badembıyık eğitim sisteminde, parası olmayanı ya borç senetleriyle dershaneye gitmeye zorladınız ya da Fethullah’ın öğretmen kullarının ahtapot kollarına bedava teslim olmaya&#8230; Gün geldi ve o senetler ödenemedi. Bu ülkenin 18 yaşındaki bir çocuğu, sizin gibi aşağılık adamlar yüzünden eline kalemi son kez aldı:</p>
<p>“Herkes hakkını helal etsin. Bu duruma daha fazla dayanamayacağım.” dedi ve gitti…</p>
<p>Dershaneye olan 1000 TL’lik borcu bir yılda 5000 TL yapan ekonomik sisteminiz, Emine Ana’yı cezaevine, bu duruma dayanamayan oğul Soner’i mezara bıraktı. Ve siz dünyanın bilmem kaçıncı büyük ekonomisini yaratmakla övündünüz. Şerefsizlik bakiyeniz o gece tavan yaptı bu ulusun gönül borsasında; bir ayda aldığınız binlerce liralık maaşınız o gece haram edildi bu ulusun yüksek nazarında…</p>
<p>Soner gibi nice çocuk dershaneye borç harç içinde gönderilirken, dilinden “Allah-peygamber” düşürmeyen siz düzenbazlar, kendi piçlerinizin ceplerine cevap anahtarlarını sokuşturdunuz…</p>
<p>İhanetin ülkeme çöreklenmiş medyasındaki piçleri görmedi bunları…</p>
<p>O medyada “Mehmet Ali”ler sistemin çarkını çevirip maymunlaştırılırken, o çarka çomak sokacak Mustafa Kemal’in onuru “Mehmet Ali Çelebi”ler Silivri’deki duruşmada aslanlar gibi yazdığı savunmasında sayfa çeviriyordu. Biliyordu ki, biricik bedeninin savunmasını değil, büyük bir ulus için vatan savunması yapıyordu orada.</p>
<p>İbrahim Tatlıses kadar yer almadı medyanızda, o sesine kurban olduğum Tuncay Özkan’lar, Doğu Perinçek’ler, Mehmet Ali Çelebi’ler, Çetin Doğan’lar ve niceleri…</p>
<p>Biri dershaneye giden ve diğeri gidemeyen iki çocuğumun paramparça ettiğiniz düşleri ile giremedikleri sınavın değil, Türkiye’deki aydınlık sınavının en can alıcı sorusunu soruyorum şimdi size:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aşağıdakilerden hangisi sizden daha piçtir?</p>
<p><strong>a)</strong> Cumhuriyet savcısı olduğunu unutup başka savcılığa soyunanlar</p>
<p><strong>b)</strong> Bağımsız ve tarafsız olduğunu unutup ihanet tarafını tutup iktidara bağlananlar</p>
<p><strong>c)</strong> Yürütmeyi hazineden para yürütmek veya makamından çocuğunun işini yürütmek sananlar</p>
<p><strong>d)</strong> Yasamayı, “Ulusun yararına sakın ola yasama!” gibi emir olarak alanlar</p>
<p><strong>e)</strong> Dağdan inmiş ayılara seçildikten sonra medyada “Sayın Dayı” diyenler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve olmayan “muhalefet”…</p>
<p>Arsızlaşan nice şaklabanın donu ekranda halkın gözünün içine içine sokulup uyutulurken, dolar yeşilinden irtica yılanı Ankara’ya yürüyordu. Ses çıkarmayan hiçlerdiniz…</p>
<p>Meclis’te nice tek gecelik yasalar sessiz sedasız geçerken, meyhanede iki tek atan hiçlerdiniz.</p>
<p>Biz, Silivri önlerinde nöbet tutarken, Mustafa Kemal’in öğretmenleri olarak eylemler yaparken, vardiyayı bizde bilip onurumuzla direnirken, Ankara’da genel merkez koridorlarında vekillik dilenen, yalakalık denizinde kulaç atan hiçlerdiniz.</p>
<p>Serap öldü, sustunuz… Soner öldü, sustunuz… Fakat tarikat şeyhleri ölünce başyobazdan önce cenazeye koşan hiçler yine sizdiniz…</p>
<p>O zaman artık gitme vakti… Hem de emperyalizmin elinde iktidar tef olurken, sessizliğinizle yüreğimizi yakan sizin için de defolup gitme vakti!</p>
<p>Öyle Atatürk’ü “koftiden” sevenler değil; adam gibi, militan ruhlu Kemalistler görmek istiyoruz ihanetin piçlerine karşı…</p>
<p>Anlasın artık herkes; ihanetin piçliği kadar muhalefetin hiçliği de memleketi bu noktaya getirmiştir.</p>
<p>“Piç” demişken açıklayayım hemen:</p>
<p>Yazıda “piç” sözcüğünü sözlükteki son anlamına göre kullandım; yani “bir bitkinin çevresinde yeniden beliren sürgün” anlamında…</p>
<p>Bir “son”a doğru hızla sürüklenirken memleket, Kemalistlere sürgün emri veren ihanete de, onun çevresinde beliren dalkavuklara da “piç”i bu son anlamıyla kullandım…</p>
<p>Diğer anlamları mı?</p>
<p>Yazının başında dedim ya, “tüm nezaketimle yazıyorum” diye… Siz de az değilsiniz hani!&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>UTKU ERİŞİK</strong></p>
<p><strong>Tiyatro Sanatçısı &#8211; Yazar</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tiyatrobirileri.com/ihanetin-picleri-ve-sessizligin-hicleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“İNSANIN KAHPESİ” SEN MİSİN PAŞA?</title>
		<link>http://www.tiyatrobirileri.com/insanin-kahpesi-sen-misin-pasa.html</link>
		<comments>http://www.tiyatrobirileri.com/insanin-kahpesi-sen-misin-pasa.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 20:11:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>utku</dc:creator>
				<category><![CDATA[1923]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tiyatrobirileri.com/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[Senin de iki elin, iki ayağın var mı? Var… O halde nedir seni benden ayırıp, kahpe yapan? Her satırını titreyerek okuduğum “Kutsal İsyan”ın yazarı Hasan İzzettin Dinamo, bir şiirinde, &#160; “İnsanın kahpesi, Ne arslana, ne kaplana benzer. İnsanoğlunun kahpesi, İlk bakışta sana bana benzer!” &#160; diyordu… Düşündüm, herkese benziyorsun, evet… Senin de bir başın, iki gözün, bir ağzın, iki kulağın var mı? Var… O halde nedir seni benden ayırıp kahpe yapan, nedir? Paşa, açık konuşayım: Ben gemiyi insana, insanı da[...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Senin de iki elin, iki ayağın var mı? Var…</p>
<p>O halde nedir seni benden ayırıp, kahpe yapan?</p>
<p>Her satırını titreyerek okuduğum “Kutsal İsyan”ın yazarı Hasan İzzettin Dinamo, bir şiirinde,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanın kahpesi,</p>
<p>Ne arslana, ne kaplana benzer.</p>
<p>İnsanoğlunun kahpesi,</p>
<p>İlk bakışta sana bana benzer!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>diyordu…</p>
<p>Düşündüm, herkese benziyorsun, evet…</p>
<p>Senin de bir başın, iki gözün, bir ağzın, iki kulağın var mı? Var…</p>
<p>O halde nedir seni benden ayırıp kahpe yapan, nedir?</p>
<p>Paşa, açık konuşayım:</p>
<p>Ben gemiyi insana, insanı da gemiye benzetirim. İkisinde de bir “baş”, bir “kıç” ve bir “gövde” vardır.</p>
<p>Ben, kaç zamandır uykusuzum, vatanımın derdindeyim, düşündüm gece gece:</p>
<p>İnsanların kimi emperyalizme ülke taşıyan bir gemidir, kimi ülkesine “anti-emperyalizm”i taşıyan bir gemidir…</p>
<p>Birincisi sensin paşa… İkinci olarak da, Bandırma’dan söz ederim, bilirsin. Evet paşa, sen bunu benden daha iyi bilirsin… İçimizdeki vatan aşkına o kanlı Amerikan ekmeğini bandırma paşa! Sakın ola, yapmaya kalkma bunu!</p>
<p>Ben, düşündüm yine gece gece:</p>
<p>Kimi bir olaya gemi gibi “baş”tan bakar ve ileriyi görür; kimi “kıç”tan bakar ve geriyi görür. Gericiler, “kıç”ından bakanlardır paşa, beni sev ya da sevme, umurumda değil…</p>
<p>Bu gemilerin gövdesizi, omurgasızı vardır; ki biz ona “oynak” deriz…</p>
<p>Bu gemilerin başı ayrı kıçı ayrı oynayanı vardır; ki biz ona “liboş” deriz…</p>
<p>Bu gemilerin başı kıçının yerine geçmiş olanı vardır; ki biz ona “dönek” deriz, sen ne dersen de paşa…</p>
<p>İti uğursuzu doluşunca güverteye, biz ona “düşman meclisi” deriz, vatanseverler doluştuysa “dost meclisi”…</p>
<p>Bu dost meclisimizin kaptanı Mustafa Kemal’dir, düşman meclisininki de sensin paşa…</p>
<p>Paşa, sözüm özdür, kısadır; Şarlatanlar Ordusu’nun başındasın sen, o yüzden de sözüm sanadır.</p>
<p>Senin ordunda devrimci Mustafa Kemal’i bitirmek için talim yapan, Kemalistleri öldürmek için pusuya yatan, vatanı bir çift kadın memesine satan, botunun bağcığıyla olduğu kadar bir de donunun lastiğiyle ABD’ye bağlanan, süngüsünü Nutuk’a saplayan, Türk bayrağını yakmak için matarasında benzin saklayan, Cumhuriyet devrimlerine yürekten inananları zindanlarda palaskasıyla falakaya yatıran ve Apo’nun taktığı apoletlerle bugünlerde caka satan gemilerin var…</p>
<p>Sen bu gemilere “gemicik” dersen eğer, yazık edersin paşa, küçük görme kendi marifetini… Hem  ne diyordu Akif? “İncitme yazıktır atanı”… Ben de senin için yeniden yazıyorum bu dizeleri:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Sen Damat Ferit oğlusun, incitme yazıktır atanı</p>
<p>Düşün, geminin içindeki binlerce vatan satanı!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Paşa, aç o Türk’e sağır kulaklarını ve dinle beni şimdi:</p>
<p>Eğer senin o gemilerinden biri, 19 Mayıs’ı bayram değil de, “dekolteli öğrenciler gösterisi” olarak görebiliyorsa bugün, olaya “kıç”ından bakandır o… Ve NATO sularında yüzmektedir, senin gibi…</p>
<p>Eğer senin o gemilerinden biri, “Atatürk, ölmüş gitmiş bir komutandır!” diyebiliyorsa, olaya “kıç”ından baktığındandır. Yoksa “baş”ından baksaydı eğer, “ölmüş gitmiş” de olsa, O’nun askerleri olan bizlerin hâlâ yaşadığını görürdü… Hem ölüm, yalnızca bedeniyle gelip bedeniyle gidenedir, Atatürk için değildir. Anladık ki, bu gemi de -ne tesadüftür- sözde Kürdistan’ın göllerinde yüzmektedir…</p>
<p>Eğer senin o gemilerinden biri, “Ben Atatürkçülüğü hakaret sayarım!” diyebildiyse, ben onun neresinden konuştuğuna bile bakmam; “baş”ı Pensilvanya’ya dönük olduğundan, Türkiye’den bakınca bir tek “kıç”ı görünür çünkü… Hiç şaşırmadım, ABD sularında yüzmektedir o da, senin gibi…</p>
<p>Sen bu şarlatan gemi filosunda paşasın; bu yüzden de sen, Türk’ün Kuvayı Milliye ile korlaşmış kalbine sokulmuş bir maşasın!</p>
<p>Hasan İzzettin Dinamo, şiirine devam ediyordu:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İnsanoğlunun kahpesi,</p>
<p>Arslandan, kaplandan yırtıcı.</p>
<p>İnsanoğlunun kahpesi,</p>
<p>Her yanda haklı, her işte haklı,</p>
<p>Hem de gürültücü, patırtıcı.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gece demiyorum, gündüz demiyorum, düşünüyorum paşa:</p>
<p>Bir insan nasıl senin kadar kahpeleşebilir?</p>
<p>Vurulan, parçalanan Mumcu’lar, Aksoy’lar, Kışlalı’lar, Üçok’lar biziz; bizi vurup parçaladığı halde her yanda haklı, her işte haklı olan sensin…</p>
<p>Emperyalizmin gürültüsünü de, patırtısını da 1923’te bitiren biziz; emperyalizm ordusuna kendi ordusunu armağan eden gürültücü, patırtıcı sensin…</p>
<p>Sanatçı olan benim paşa; ama aklım almıyor, kahpeliğin sanatını gemilerinin duvarlarına nasıl nakış nakış işledin böyle? Sahnede olan benim paşa; ama zekam yetmiyor, kahpeliğe kuliste nasıl bir makyaj yaptırdın da, sahneye çıkma cüreti gösterebildin böyle?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dinamo, şiirini bak nasıl bitiriyordu:<br />
“Sabrımızı yer kıtır kıtır çerez yerine.</p>
<p>Cellattan bile daha kaygusuzdur</p>
<p>Namuslu insanın üzüntülerine&#8230;”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sen sabrımızı çerez yerine kıtır kıtır yiyensin. Yoksa şiirde anlatılan “insanın kahpesi” sen misin paşa?</p>
<p>Cellattan bile daha kaygusuzsun, namuslu insanın üzüntülerine… Öyle olmasa, Vardiya Bizde’nin namuslu kadınlarının üzüntülerine bir cellat gibi kıymazdın… Öyle olmasa, bu ülkenin namusunu yüreğinde taşıyan gençlerinden Nazlıcan’ın baba özlemine, Tuncay Özkan’la kıymazdın… Öyle olmasa, zindana attığın vatanseverlerin canına kıymazdın paşa!</p>
<p>Halide Edip, “Vurun Kahpeye!” diyordu hani…</p>
<p>Anımsatayım sana:</p>
<p>Oradaki Aliye Öğretmen, öğretmenlik yaptığı köyün ağasına diklenmişti, onuruyla. Köylülere, “Toprağınız toprağım, eviniz evimdir. Burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım. Vallahi ve billahi!” diye yemin etmişti…</p>
<p>Sonrasında o köylüleri ve yurdunun binlerce köyünü satmamak için canını verirken Aliye Öğretmen, ona “kahpe” diyen, onu “Vurun kahpeye!” diye diye linç ettiren kimdi paşa?</p>
<p>Hacı Fettah!</p>
<p>Yani Kurtuluş Savaşı’mızda emperyalizm ile işbirliği yapan yobaz…</p>
<p>Yoksa o günkü Hacı Fettah, bugünkü Hoca Fethullah mıdır paşa, ne dersin?</p>
<p>Peki ne dersin, Aliye Öğretmen’in ettiği yemini ben de etsem?</p>
<p>“Ey büyük Türk ulusu! Toprağın toprağımdır, evin evim… Burası için, bu diyarın çocukları için bir baba, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım. Vallahi ve billahi!”</p>
<p>Yoksa beni senden korkar mı sanırsın?</p>
<p>Hani her insan bir gemiye benzerdi ya; senden korktuğumu düşünürsen, işte o zaman ben de sana “kıç”ımla gülerim!</p>
<p>Ki bu Utku’ya dostları soruyorlar, “Hiç korkmuyor musun? Seni de dinliyorsa o paşa, seni de alıp götürürlerse, ya o zaman ne olacak?” diye…</p>
<p>Paşa, düşünüyorum elbette; ama korkmuyorum!</p>
<p>Beni dinlet… Bak, özellikle söylüyorum, beni dinletmiyorsan da, bundan sonra dinlet…</p>
<p>Ben, bu ülkenin Kemalist aydınlarıyla sık sık konuşurum telefonda.</p>
<p>Beni dinletirsen, dinlemeyi yapan şaklabanların, birinin dizinin dibine çöküp icazet almadan, eğilip bükülmeden ve bir şey dilenmeden, bir büyüğüyle nasıl nezaket ve saygı içinde konuşulurmuş, onu görür.</p>
<p>Beni alıp götürmeye kalkarsan, kolumdan tutan Kuvayı İnzibatiye erlerin, cesur bir Kuvayı Milliye yiğidi görür…</p>
<p>Beni zindana atarsan, gardiyanların Mustafa Kemal aşkımın senin çelik parmaklıklarını nasıl günden güne erittiğini görür…</p>
<p>Beni vurursan, tetikçilerin, yere düştüğü anda bile son nefesiyle bu vatan toprağını öpen bir zırdeli görür…</p>
<p>Beni otopsiye alırsan, doktorların, göğüs kafesimin içinde tam bağımsız atan bir yürek görür…</p>
<p>O anda yüreğimin içine sen vur neşteri paşa, o doktorlara bırakma sakın… Bırakmazsan eğer, sendeki o bir çift göz, bu Utku’nun yüreğinde kalpaklı bir devrimci görür.</p>
<p>Adını sorma paşa, bilirsin O’nun kim olduğunu sen!</p>
<p>Ve sen yine iyi bilirsin ki; O’nun yoluna baş koyanlar, O’nun yoluna taş koyanları ezip geçecektir er ya da geç, ama mutlaka!</p>
<p>Hadi şimdi paşa paşa…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tiyatrobirileri.com/insanin-kahpesi-sen-misin-pasa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal&#8217;in Yürekli Çocukları</title>
		<link>http://www.tiyatrobirileri.com/mustafa-kemalin-yurekli-cocuklari.html</link>
		<comments>http://www.tiyatrobirileri.com/mustafa-kemalin-yurekli-cocuklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 19:44:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>utku</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hoş Gelişler Ola]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tiyatrobirileri.com/?p=102</guid>
		<description><![CDATA[MUSTAFA KEMAL’İN YÜREKLİ ÇOCUKLARI (4. Baskı)   Hoş Gelişler Ola’ydı bu serüvenin başı… Yurtiçinde ve yurtdışına yüzlerce oyun, binlerce izleyici… Ama yüreklerde hep aynı coşku, hep aynı heyecan: “Hoş Gelişler Ola, Mustafa Kemal Paşa!” Çok azdır, bir tiyatro oyununun bir kitabı doğurması… Bir kitaba yol çizmesi, yön vermesi… Bir oyunun kitaplaştırılması da değil bu; bir oyunun, kendi ruhunu bir kitaba vermesi… Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları, Tiyatro Birileri’nin kurucu ve oyuncularından yazar Utku Erişik’in Hoş Gelişler Ola adlı tek kişilik oyunuyla[...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><strong>MUSTAFA KEMAL’İN YÜREKLİ ÇOCUKLARI (4. Baskı)</strong></strong></p>
<p><strong><strong></strong></strong><img class="alignnone size-full wp-image-105" title="MKYC-(kapaks)" src="http://www.tiyatrobirileri.com/wp-content/uploads/MKYC-kapaks.jpg" alt="" width="207" height="300" /></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Hoş Gelişler Ola’ydı bu serüvenin başı… Yurtiçinde ve yurtdışına yüzlerce oyun, binlerce izleyici… Ama yüreklerde hep aynı coşku, hep aynı heyecan:</p>
<p>“Hoş Gelişler Ola, Mustafa Kemal Paşa!”</p>
<p>Çok azdır, bir tiyatro oyununun bir kitabı doğurması… Bir kitaba yol çizmesi, yön vermesi… Bir oyunun kitaplaştırılması da değil bu; bir oyunun, kendi ruhunu bir kitaba vermesi…</p>
<p>Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları, Tiyatro Birileri’nin kurucu ve oyuncularından yazar Utku Erişik’in Hoş Gelişler Ola adlı tek kişilik oyunuyla cesur bir işe soyunup, söylenmeyeni söylemek üzere yollara düşmesiyle başladı. Mustafa Kemal’in yürekli çocuklarıyla kucaklaşmak, onlarla çoğalmak, onlarla umutlanmak üzere binlerce kilometre yol gidildi… Bazen en büyük tiyatro salonlarında, bazen bu olanağı olmayan kentlerin düğün salonlarında, Mustafa Kemal coşkusunu yaşayarak ve yaşatarak…</p>
<p>Kitap, Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlık ülküsünün nasıl yok edildiğini, Mustafa Kemal’in ölümü ardından her geçen gün azgınlaşan karşıdevrim hareketinin bugün nerelere geldiğini anlatmakta. 1950’lerden bugüne, yakın tarihin bilinen-bilinmeyen ya da unutulmuş ayrıntılarına ışık tutarak ve Mustafa Kemal’li aydınlık günlerimize dikkat çekerek, bugüne dair çözüm önerileri getirmekte… Hoş Gelişler Ola ile gidilen yerlerde yapılan sohbetlerden damıtılmış ve en az oyun kadar cesur bir söyleme sahip yazılardan oluşmakta…</p>
<p>Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları, Türkiye’yi Atatürk yolundan saptıranlara ve onlara ses çıkarmayanlara karşı dik bir duruş, Mustafa Kemal’in sanat cephesi askerlerinden Utku Erişik’in sözünü sakınmadan açtığı bir isyan bayrağıdır. Bu, 1919’da Türk ulusunun “Kutsal İsyan”ının bayrağı, 1923 ruhunun haykırışıdır.  Ve yüreği hep “Mustafa Kemal” diye atanlara sunulmuş bir armağandır…</p>
<p>Sayın Bedri Baykam’ın önsözüyle&#8230;</p>
<p>(arka kapak yazısı)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BEDRİ BAYKAM</strong></p>
<p><strong>ÖNSÖZ</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları” İçin</p>
<p>Utku Erişik’in kitabı için birkaç satır yazmaya giriştiğimde tarih, 2 Temmuz 2009’du. Yobazların Sivas’ta katlettikleri aydınlarımızı andığımız o acı, trajik ve anlamlı gün…</p>
<p>Yarım asrı devirdik, geldik; kimbilir belki de yuvarlanıp gidiyoruz şu dünyadan, yavaş yavaş… Geriye baktığımda her zerresinde mücadele var; ama sanat için, ama siyaset için deseniz de, ana hedefi hep aydınlanma olan bir savaşım.</p>
<p>Aydınlanma mücadelesinin yolu zordur, taşlıdır, yokuştur, engellidir, tuzaklıdır… İhanetlerle  doludur. Bu yolu kat ederken beraber ilerlediğimiz kaç can dostum, ağabeyim yanı başımda şehit düşmüştür; kaç can dostum da, şimdi akıl almaz gerekçelerle zindana atılmıştır. Bu ülke, kurucusuna, devrimlerine, cumhuriyetine ihanet etmiş insanların bolca yaşadığı bir ülkedir. Bu ülke, 12 Eylül’ün istediği şekilde rotasını belirlediği oportünist Özal kuşağının sığlıklarının acılarını üstlenmiş bir ülkedir.</p>
<p>İşte bu ülkede, ömrümüzün risklerle ve tehditlerle abluka altına alınması gerçeği karşısında, her gün bu dikenli ve zor yolda ilerlemeye çalışırken, “Peki bayrağı kime teslim edeceğiz? Arkamızdan hangi gençler geliyor?” soruları doğal olarak hep aklıma takılmıştır. Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği sağlam gençlik nerededir? Babam Dr. Suphi Baykam’ın kuruculuğunu ve ilk genel başkanlığını üstlendiği CHP Gençlik Kolları’nın ilk dönemlerinde siyasi arenayı hallaç pamuğu gibi dağıtan gençleri nerededir? 27 Mayıs’ta canı pahasına faşist-diktaya karşı sokağa dökülen, “68 Kuşağı”nda, emperyalizme karşı Deniz Gezmiş’lerle göğsünü siper eden gençler nerededir? Bu soru hep öncelikli yerini korumuştur bende.</p>
<p>Gençlerin de bu mücadeleye karşılık beklemeden atılmaları için ömrünü vermiş ve hep onlara destek olmuş bir insan olarak, bu köprü görevini hep layıkıyla yapmaya çalıştım… CHP’de, ADD’de, ÇYDD’de, bir süre yazarı olduğum dergilerden Aydınlık üstünden İP’de, Öncü Gençlik’te, İleri’de… Saymakla bitmez.</p>
<p>Utku Erişik ve Barbaros Uzunöner’le tanışmam, beni ısrarlı arayışları sonucunda beraber sahneye koydukları Aydın mısın? oyunu aracılığıyla oldu.</p>
<p>O gece, asistanım, annem ve oğlumla birlikte mükemmel bir oyun izledik. Mizah, hiciv, eleştiri,  tarihsel derinlik, hepsi bu zeki çıkışta birleşmişti.</p>
<p>O günden itibaren Utku ve Barbaros hayatıma en güzel şekilde girdiler. Aydınlanma ateşi ile, birer cesur yürek olarak hazırladıkları her hamleye katkı yapmaya çalıştım; çünkü onlara en başından itibaren inandım ve güvendim. Oportünist bir dünyada, kolay ve ucuz paraya erişme yollarına sapmayışlarını, nasıl kendilerini sürekli geliştirmeye çalıştıklarını hep takdirle izledim. Sevgili Uğur Mumcu’nun o ünlü deyişiyle “bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olan” insanlardan değildi onlar.</p>
<p>Utku’nun bu yeni mükemmel kitabı Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları elimde keyifle erirken, her sayfasında aklın, çağdaşlığın, cesaretin, karanlıkla savaşın duyarlı kalbini dinledim. Her cümle, bilgi ve mizah arasında rakseden bir tokat gibiydi…</p>
<p>Gerek korkusuzca Ecevit’i gerçekçi veriler üstünden komplekse girmeden dobraca eleştirirken, gerek tarih sayfalarının derinliklerine inip Osmanlı’dan Cumhuriyet tarihimize geçişin anekdotik analizini yaparken, gerek günümüzdeki ihanet yüklü otoyolların nasıl oluştuğunu açıklarken, hep o mükemmel senaryoyu izledim: Bilgi donanımlı mantığını, gülmece ve izletme becerisi ile beraber yoğurup harmanlayabilme becerisi var Utku’da. Aynen delicesine sevdiği çocuğunun iyileşmesi için hapını, ekmeğinin veya et parçasının içine özenle yerleştiren sevgi dolu bir ana gibi…</p>
<p>Utku, ezanın Arapça’ya çevrilmesi ve devrimlerin sırasıyla yok edilmeye çalışılması ihanetini aktarırken de, köy enstitülerinin kaldırılmasının getirdiği sosyo-kültürel felaketi irdelerken de, emperyalizmin ülkemize biçtiği rolle savaşmayı göze alırken de, hep bu sentez kabiliyetini canlı tutmayı bildiği için kendini okutabiliyor, sahnedeyse dinletebiliyor.</p>
<p>Bu değerleri, yani bilgi, mantık ve mizahı beraber eritebilme vasfı, onun ezbercilikle değil, sindirme ve birleştirme kabiliyeti üstünden, tarihin tüm değişik katmanlarındaki verileri toparlayabilmesini sağlıyor. Böylece bu “makro bakış”, alışık olmadığımız şekilde farklı biçimde bir güce ulaşıyor.</p>
<p>İşte Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet etmek üzere tarif ettiği gençlik, bu çizginin ürünü olacaktır.</p>
<p>Utku Erişik, ülkenin geleceğini kendi geleceğinin önüne koyan, içerideki dinci faşizmle, dışarıdaki emperyalist kuşatmayla aynı anda mücadele eden ve bunları yaparken, sanat ve edebiyat yaptığını da bir an olsun unutmayan örnek bir aydın.</p>
<p>Gelecekte tiyatrocu-yazar da kalabilir, isminin önünde ileriki yıllarda “Başyazar” veya “Başbakan” da yazabilir, fark etmez. Neyi yapmayı seçerse, zaman ilerledikçe, layıkıyla yapabileceğini biliyorum.</p>
<p>O, günümüzün yalnız para, şan, şöhret peşinde koşan bir mizah aktörü olmakla yetinemez. Aynen yol arkadaşı Barbaros Uzunöner gibi…</p>
<p>İşte ben, Suphi Baykam’lardan, Muammer Aksoy’lardan, Uğur Mumcu’lardan, Yekta Güngör Özden’lerden, Ahmet Taner Kışlalı’lardan aldığım meşaleyi, onlara güvenle bırakabileceğimi bilerek bu zor günleri biraz daha rahat yaşamış oluyorum.</p>
<p>Yolunuz açık olsun çocuklar…. Sorumluluklarınızı bir an olsun unutmayacağınıza eminim!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>GÖRÜŞLER</strong></p>
<p>Konuşurcasına yazdığı kitabını okurken, sahnede tek kişilik oyununda Utku Erişik’i izledim. Yaşadıklarımız bir bir geçti gözlerimin önünden. Yaşadıklarımızın arkasındaki gizli amaçlar ve beklentileri gördüm tüm çıplaklığı ile… Yapılan yanlışlıklar, ihanetler ve doğrular yan yana sergilenmiş. Seç, beğen, al.</p>
<p>Tarihin tekerrür etmemesi için alınması gereken derslerle dolu, Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları… Tarih belleği ve bilinci yok edilmek istenen ulusumuza, tam da zamanında sunulan bir hediye gibi…</p>
<p>Bilincine ve eline sağlık, Mustafa Kemal’in Yürekli Çocuğu Utku Erişik!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tevfik KIZGINKAYA</p>
<p>Eski ADD Genel Başkan Yardımcısı &#8211; 14 Nisan Çalışma Grubu Üyesi</p>
<p>***</p>
<p>“Mustafa Kemal’in Yürekli  Çocukları’nı” yazan Yürekli Çocuğu’na…</p>
<p>O da bir Yürekli Çocuk… O da bir yürekli genç. Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları&#8217;nı  yazan, böyle uzun soluklu bir araştırmayı sayfalara aktararak, yaşıtı gençlere, dahası biz yetişkinlere de, yaşadığımız bunca karmaşık bir ortamda, umut kapılarını açan Utku Erişik de BİR YÜREKLİ GENÇ…</p>
<p>Hani Türkçemize yerleşmiş yeni tanımlamalar vardır. Bazılarını, kimi yerde özentili ve abartılı bulurum; ama doğrusu bu ya, beğendiğimiz, sevdiğimiz kişiler için kullandığımız “İyi ki varsın!” ya da “İyi ki varsınız!” övgüsünü bu tanımlamaların dışında tutmayı yeğliyorum ve diyorum ki:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İyi ki varsın Utku Erişik!”</p>
<p>Evet, Utku Erişik iyi ki var!… Çünkü, havasını soluduğumuz, doğasıyla, bitkisiyle, suyuyla, gökyüzüyle, deniziyle, yeryüzü küresinin bu en yaşanılır olup da, ama ne acıdır ki, bilerek ya da bilmeyerek çoğu kez yaşamayı kararttığımız bu canım ülkemizde, bir değil, binlerce, on binlerce, yüz binlerce daha Utku Erişik gibilerine gereksinimimiz var. Ve o, elinizde tuttuğunuz bu kitapla işte bu gençlerin önünü açıyor.</p>
<p>Yaşının üzerinde bir birikimini, yaşına yakışan bir çabayla, sadece bu kitapla değil ama, Hoş Gelişler Ola adlı tiyatro oyunuyla da, Anadolu’yu karış karış karış dolaşarak, övülesi, alkışlanası bir büyük, bir kutsal görevi yerine getiriyor…</p>
<p>Mesleğim gereği öyle çok insan tanıdım, öyle farklı kişilerle bir arada oldum ki!… Ama diyorum ki, “İyi ki seni tanımışım Utku Erişik!”… Daha çok işler başaracağına da inanıyorum. Yolun açık olsun!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Deniz BANOĞLU</p>
<p>Gazeteci &#8211; Yazarı</p>
<p>***</p>
<p>Yaşamda sevilen işi yapmanın verdiği mutluluk, içinde yaşanılan topluma ve yurda yaşamsal önemde gerekli bir faaliyetin coşkusuyla birleştiğinde, yapanı kanatlandıran bir edime dönüşür. İşte, ülküsü yolunda olağanüstü bir enerjiyle çalışan bir sanatçı, tiyatrocu, yazar Utku Erişik bu kanatlı insanlardan birisi&#8230;</p>
<p>Gaflet uykularındaki bilinçlerin ayılmasında büyük rol sahibi olduğuna, olacağına inandığım Hoş Gelişler Ola adlı oyunuyla tüm Anadolu’ya ışık saçmaya devam ederken; bir yandan da, yorulmak bilmez çabasıyla ortaya koyduğu Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları kitabıyla, uygarlık yolunda çok az zamanda başarılan mucizevi atılımların hangi ihanetlerle baltalanıp yok edilmeye çalışıldığını, ele aldığı örneklerle, bir daha unutulmamak üzere gözlere sokup beyinlere kazıyan bir yapıt armağan ediyor bizlere&#8230;</p>
<p>Başöğretmenimizin, dünyaya rehber olan kişiliği ve öğretisiyle –onu anlayan, donanımlı has yurttaşlarının da yardımıyla- yurduna tuttuğu ışığın, yokluğunda, yurt ve yurttaş sevgisinden nasibini alamamış siyasetçilerin dar görüşlü ya da çıkarcı popülist anlayışlarıyla nasıl karartıldığını sergileyen bir belgesel kitap bu. Ele aldığı olgular, anılar ve olaylarla şaşırtan; renkli, çarpıcı sürükleyici anlatımıyla gururu, acıyı, hüznü ve umudu aynı anda yaşatan; okuyucusunun damağında buruk ama eşsiz tatlar bırakan bir belgesel&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Emin KUNT</p>
<p>Ulusal Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (USTKB) Genel Sekreteri</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>***</p>
<p>AYDINLIK GELECEK YOLUNDA BİR YAPIT</p>
<p>Siyasetle ilgilenmeyen aydınları bekleyen kaçınılmaz sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye razı olmaktır. (PLATON)</p>
<p>Binlerce yıl öncesinden bugünleri görmüş Platon… Günümüzde yakın tarihini bilmeyen ve geçmişinden habersiz sözde aydınlar, cahiller tarafından yönetilmeye çoktan razı olmuşlar. Razı olmayan yurtsever, ilerici, gerçek aydın Utku Erişik, kitabının adını Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları koyarak karanlığa gidişe direniyor, uyarıyor. Yeteneklerini ve elindeki kalemi, ulusun aydınlanması için, Mustafa Kemal’i aşağılayıcı, küçük düşürücü çabalara karşı sanat silahı olarak kullanmış.</p>
<p>Ben, Mustafa Kemal’in bu “yürekli çocuğu”nu Aydın mısın? adlı oyunla tanıdım. Günümüzün sözde, çıkarcı aydınlarını Nâzım’ların, Sabahattin Ali’lerin, Attilâ İlhan’ların yaşamlarından kesitler vererek sorguluyor; karanlıktan aydınlığa nasıl çıkılacağını kendi dilleriyle, kendi insanıyla, kendi coğrafyasıyla anlatıyordu. Hoş Gelişler Ola adlı oyunda ise, Mustafa Kemal’den her geçen  gün uzaklaşan, Cumhuriyeti ve onun kazanımlarını yok etmek isteyen iktidara karşı üzerine ölü toprağı serpilmiş insanları uyandırmaya çalışıyordu.</p>
<p>Yüreğindeki aydınlığı gözlerindeki ışıltıda gördük, buluştuk ve tanıştık. Onun sisteme başkaldırışında yalnız bir Don Kişot olmadığını; Bursa’da Çağdaş Eğitim Kooperatifi örneğini vererek anlatmak istedik. Çağdaş Eğitim Kooperatifi, halkımızın “imece” geleneğinden yola çıkılarak kurulmuş bir aydınlanma hareketidir. Anaokulundan üniversiteye dek eğitim kurumları açmak ve işletmek amacıyla kurulan bu eğitim kooperatifi, ilk ve tek örnektir. Öğrenci yurtlarında ve okullarında çağdaş, laik, bilimsel, aydınlanmacı bir eğitim uygulamasının yanında maddi durumu yetersiz yüzlerce gence burs vermektedir. Sosyal ve kültürel etkinliklerle besleyerek gerçek yurtsever ve aydınlık gençler yetişmesine öncülük etmektedir. İşte dünyalar yıkılsa yüreğindeki Mustafa Kemal sevgisi asla eksilmeyecek bu dostla tanışmanın onurunu ve kıvancını bu ortamda yaşadık. Artık yalnız olmadığımızı görerek işimize daha bir istekle sarıldık.</p>
<p>Yunus Emre ile ete kemiğe bürünmüş, Pir Sultan Abdal ile dile gelmiş, Aşık Veysel ile coşmuş; kağnı taşıyan Elifleri, düşmana başkaldıran efeleri, kızanları sanatsal bir üslupla ve şiirsel bir dille günümüze aktarıyor Utku Erişik… Emperyalistlerin Sevr’i yeniden canlandırma çabalarını bir bir anlatırken; Kurtuluş Savaşı’nda ulusal varlığa karşı kurulan (Kürt Teali Cemiyeti ve Teali-i İslam Cemiyeti gibi) derneklerin, Babıâli basınının, Ali Kemal’lerin yaptıklarının daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Bunu bugünkü ortamla, AB ve ABD’nin istekleri ve gerçek niyetleriyle karşılaştırmalı olarak göstererek başarıyor.</p>
<p>Tüm bu olumsuzluklara karşın ne mutlu ki, ulusça yaşadığımız her haksızlık karşısında yurdumuzu ve namusumuzu nasıl koruyacağımızı bize gösteren bir Mustafa Kemal’imiz var. Ne mutlu ki, ülkemizin her köşesinde Mustafa Kemal’in yürekli çocukları var. Ne mutlu ki, yazar, sanatçı, gerçek aydın, her şeyden öte “insan” Utku Erişik var.</p>
<p>Kutlarım seni aydınlık insan! Eline, kalemine, yüreğine sağlık…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zeki BAŞTÜRK</p>
<p>Çağdaş Eğitim Kooperatifi (ÇEK) Eğitim Koordinatörü</p>
<p>***</p>
<p>&#8230;Ve O’na Layık Olmak</p>
<p>&#8230;Ve O’na Layık Yürekli Çocuk</p>
<p>Utku Ağabey, nasılsın ve anımsar mısın? Kemal’imiz, İstanbul’a yeni gelmişti daha. Önceki gün, Boğaz’daki paslı demir ormanından geçerken, “Geldikleri gibi giderler!” demişti. Şimdi bile, vapurla karşıya geçerken, kulaklarımda çınlar bir fısıltıyla:</p>
<p>“Geldikleri gibi giderler!&#8230;”</p>
<p>Neyse; ne demiştim demin? Kemal’imiz, İstanbul’a yeni gelmişti daha. İstanbul yorgun. İstanbul ıslak. İstanbul işgâl. Havada dişlenecek bir nem var ve de dişlenecek bir efkâr&#8230; Bu efkârın içresinde sigarasını ısırarak yürüyor Kemal’imiz. Beyoğlu’nda yürüyor. Dalgın. Düşünceli. Ancak korkusuz yürüyor Kemal’imiz. Kapkaranlık insanımız. İnsanımız umutsuz. Ancak biliyor ki O:</p>
<p>“Umutsuzluk yoktur, umutsuz insanlar vardır&#8230;”</p>
<p>Bunu bilmenin rahatlığı ve huzurluluğuyla yürüyor Beyoğlu’unda. Sonra birden, Pera Palas’a giriyor. Büyük salonda işgalci bütün kurmayların kristâl kahkahaları var. Kibirli ve küstâh sırıtışlar. Bu sırıtmalar, salona Kemal’imiz girince, kurşuna dizilir gibi kesiliyor. Bütün gözler o Sarışın Kalpak’ın üstünde. O ise, bu gözlere aldırmadan, büyük bir rahatlıkla masaya oturuyor. Birden yağmurlar başlıyorlar. O, sigarasını yakıyor yeniden. İngiliz işgâl komutanı Harrington, o Sarışın Kalpak’ı anında tanıyor ve ordusunu Çanakkale’de zilzurna eden komutanı yakından tanımak istiyor. Garsonu yanına çağrıyor ve kulağına bir şeyler fısıldıyor. Fısıldanan garson, soluğu Kemal’imizin yanında alıyor. Yanında kıvranan garsona:</p>
<p>“Ne var çocuk?”</p>
<p>“Paşam, İngilizler sizi masalarına misafir etmek istiyorlar.”</p>
<p>Kemal’imiz, İngilizler’e bakıyor. Sigarasını ısırıyor. İngilizler, Kemal’imizin onlara baktığını görünce, kadehlerini kaldırıyorlar. Kemal’imiz de, başıyla selâm veriyor. İngilizler mutlu. Garson, arkasını dönerek, Kemal’imize eşlik için İngilizler’e yönelmişken, Kemal’imizin yerinde oturduğunu görüyor ve şaşırarak:</p>
<p>“Paşam?”</p>
<p>“Ne var, çocuk?”</p>
<p>“İngilizler, sizi masalarına misafir etmek istiyorlardı&#8230;”</p>
<p>“Çocuk, âdâp kurallarını bilmez misin? Nerede görülmüş, ev sâhibinin kendi evinde misâfir olduğu? Onlar burada yabancıdırlar. Biz değil, onlar burada misâfirdirler. Ben, onları misâfir ediyorum. Masama buyursunlar.”</p>
<p>Garson şaşırır. Durumu nasıl açıklayacağını bilemez. Gider İngilizler’in yanına. Durumu açıklar. İngilizler şaşkın ve kızgındırlar. Birden başlarını Kemal’imize çevirirler. Bu kez sigarasını zevkten ısırır O ve başıyla yine selâm verir. Ve İngilizler, hem o gece salondan, hem de “misafir” oldukları yurdumuzdan “Geldikleri gibi gittiler!”&#8230;</p>
<p>Utku Ağabeyciğim, ne tersliktir ki, yine kendi yurdumuzda misafir olmaya zorlanıyoruz. Ancak dediğin gibi, Mustafa Kemal’in yürekli çocukları misafir olmamak için direniyor ve yazdığın bu yapıt da bize bu direnci anımsatıyor. Ancak nasıl bir anımsatma! Unutmamak üzere bir anımsatma! Unutmamak önemli. Her şey unutmamızdan geliyor başımıza. Nezahat’i unuttuğumuzdan, Nezahat gibi kızlar yetiştiremiyoruz. Deniz’i unuttuğumuzdan, Deniz gibi oğlanlar yetiştiremiyoruz. Ve Kemal’imizi unuttuğumuzdan, bir türlü Kemal’e eremiyoruz. İyi ki yazmışın bu yapıtı. Özgüvenim yeniden yerine geldi; çünkü çoktan unutmuştuk, “Türk, övün, çalış, güven!”i; çünkü Türk olmak artık suç. Türk övünemez, övünemediği için çalışamaz ve çalışamadığı için de özgüvenini yitirerek, kendi toprağında “misafir” olur. Beyaz Adam’ın da istediği bu zaten. İşte bu yapıt, bize bunu anımsatıyor, büyük haykırışlarla uyarıyor ve diyor ki:</p>
<p>“O’na lâyık ol!”</p>
<p>Çünkü olamadığımız her dakika, erim erim eriyoruz.</p>
<p>Ağabeyciğim, fazla uzatmayacağım; bu yapıtla, Hoş Gelişler Ola ile çıktığın sefere devâm ediyorsun. Yapıtın, Hoş Gelişler Ola’nın 3. perdesi olmuş. Ve bu 3. perde, 4. perdesini bekliyor; çünkü biz sefere değil, zafere çıktık. Sayende&#8230; Sayesinde&#8230;</p>
<p>Umut YALIM</p>
<p>Ressam &#8211; Şair</p>
<p>***</p>
<p>Sevgili Utku,</p>
<p>Hayatta iyi birkaç şey olmuşumdur belki, gel gör ki, iyi bir okur olduğumu hiç iddia etmedim; ama elimdeki dosyayı, yok canım, basbayağı kitabı okurken, ben “iyi” bir okurdum.</p>
<p>Söylesem, yazdığına pişman olur musun bilmem; ama ben satırları yutarken ve arada uzun uzun resimlere bakarken gülümsedim. Aklıma hep, ben ne zaman “gidişat”tan umutsuzluğa kapılsam, bana “Ana”dolu’yu anlatman geldi. Seni dinledikçe, ne kadar yansak; sen yansan, ben yansam, hepimiz yansak, sonunda küllerimizden tekrar doğacağımızı düşünürdüm; çünkü doğmuştuk zamanında. Kül bitmiş, geriye yalnızca acı renkli bir duman kalmışken bile doğmuştuk. Korkmamalıydım öyleyse; ama korkuyordum işte. Sonra sen yeniden anlatmaya başlayınca; sahneden, ben seyircinken, kitaplardan, ben okurunken, bir sohbet masasında, ben dostunken anlatmaya başlayınca hatırlıyordum; gidecek yerimiz çoktu, ama gidecek yerimiz yoktu. Nereye gitsek, bu toprağın kokusu, bir domatesin ekşi tadı, başımızın üstündeki mavi, ayaklarımızın altındaki yeşil ve bir günbatımı gözümüzü alacak kızıl, çağıracaktı bizi. İşte bu yüzden gülümsedim kelimelerin(in) arasında uçarken&#8230;</p>
<p>Söylesem, yazdığına pişman olur musun bilmem; ama ben satırları yutarken ve arada uzun uzun resimlere bakarken içlendim. Öyle böyle değil, gözlerim ıslanıp, göğsümde yavru kediler çırpınacak denli içlendim hem de&#8230; Ne zaman O’nu ve yürekli çocuklarını düşünsem, ne zaman onların, yaparken ne kahramanca olduğunu bilmedikleri kahramanlıklarını dinlesem senden ve tabi ne zaman yüreği toprağına duyduğu sevgiyle coşmuş, kara niyetlilere karşı tüm gözükaralığıyla durmuş bir genç adam, “Ben bu doğrularım için her şeyi göze alıyorum. Gökyüzü, ona bakarken mutlulukla ve gururla gülümsediğin kadar senindir. O maviye nereden bakarsan bak…” demek zorunda kalırsa, olduğu gibi içlendim işte, bir sen anlarsın.</p>
<p>Söylesem, yazdığına pişman olur musun bilmem; ama ben satırları yutarken ve arada uzun uzun resimlere bakarken, midemde derin kasılmalar hissettim, nefesim kesildi. Çevremde gittikçe daralan bir çember varmış gibi -evet, sakallarında olduğu gibi-, sağım solum kara çarşaflara, elim ayağım prangalara dolanmış gibi daraldım. Kimi zaman elimdeki sayfaları bir tarafa bırakıp gözlerimi tavana sabitleyip düşündüm. Düşünmekten başkasını yap(a)mıyor olmaktan dolayı daha da daraldı içim, uyudum sonra. Hep yapmamızı istedikleri gibi, uyudum…</p>
<p>Her ne ise sevgili dostum, demem odur ki&#8230; Bir gece yarısı, dağ başını değil, bizim başımızı alan dumanların ardından, karton kapaklara girmemiş halini bana verdiğin ve uykularıma mal olan bu enfes kitap için hem tebrik edeceğim seni, hem de yaşattığın her şeyden sonra, söylemeden geçemeyeceğim:</p>
<p>&#8220;Seni gidi edepsiz seni!&#8221;</p>
<p>Çiğdem GÜRER</p>
<p>***</p>
<p>Sevgili Utku Bey,</p>
<p>Oğlumun Türkçe ödevi için konu ve sanatçı ararken tanıdım sizi. Popülizmin sunduğu taklitten ibaret, ilkel kabile soytarıları kadar bile kaliteli olamayan (onlar hiç olmazsa doğallar ve satılık değiller) tipleri sanatçı diye oğluma sunamazdım, gerçi sunsam da kabul görmezdi, yarıda bırakırdı, izlemezdi. Sonunda doğru seçimi yaptım, “Hoş Gelişler Ola” dedim. Milli Mücadelemizin destansı bir sunumuydu; yüksek bir duygu seli, şiirden musikiye dönüşmüş kelimeler, etkili bir ses, insanın yüreğini eline alan cümleler, ancak dahi sanatçılarda olabilecek bir büyük duyarlık, doğallık, özgünlük, yalınlık &#8230; “Bütün iş yürekte” der Hikmet, hikmetlice. Temizliğin, saflığın, coşkunun, sevginin, yüreğin, şiirin, çocuksuluğun, insanlığın kültürünü izledik oğlumla. Atatürk’ün Türk kültürünü, bir ulusun direncini, ordumuzun,  analarımızın, çocuklarımızın kahramanlık destanını…</p>
<p>“Hoş Gelişler Ola”, oğlumun kafasında öyle bir birikim ve ritim yarattı ki, aldığı ilhamla güzel bir şiir yazdı. Siz de bu şiire &#8220;Mustafa Kemal&#8217;in Yürekli Çocukları&#8221; adlı kitabınızda yer vererek onu büsbütün onurlandırdınız. Binlerce teşekkür ederim.</p>
<p>Sevgili Utku, sizin deyişinizle, “yürekleri Zübeyde olup, bilge birer Mustafa Kemal çocuğu doğuran” bütün anneler adına sanatınızın önünde saygıyla eğiliyorum. Yolunuz açık olsun</p>
<p>Münevver ÇETİNER</p>
<p>Mühendis</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tiyatrobirileri.com/mustafa-kemalin-yurekli-cocuklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitaplarımız</title>
		<link>http://www.tiyatrobirileri.com/kitaplarimiz.html</link>
		<comments>http://www.tiyatrobirileri.com/kitaplarimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 19:29:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>utku</dc:creator>
				<category><![CDATA[1923]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tiyatrobirileri.com/?p=98</guid>
		<description><![CDATA[MUSTAFA KEMAL’İN YÜREKLİ ÇOCUKLARI (4. Baskı) Görselin büyük halini indirmek için tıklayınız. Çok azdır, bir tiyatro oyununun bir kitabı doğurması… Bir kitaba yol çizmesi, yön vermesi… Bir oyunun kitaplaştırılması da değil bu; bir oyunun, kendi ruhunu bir kitaba vermesi… Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları, Tiyatro Birileri’nin kurucu ve oyuncularından yazar Utku Erişik’in Hoş Gelişler Ola adlı tek kişilik oyunuyla cesur bir işe soyunup, söylenmeyeni söylemek üzere yollara düşmesiyle başladı. Mustafa Kemal’in yürekli çocuklarıyla kucaklaşmak, onlarla çoğalmak, onlarla umutlanmak üzere binlerce kilometre yol[...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><strong>MUSTAFA KEMAL’İN YÜREKLİ ÇOCUKLARI (4. Baskı)</strong></strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-105" title="MKYC-(kapaks)" src="http://www.tiyatrobirileri.com/wp-content/uploads/MKYC-kapaks.jpg" alt="" width="207" height="300" /></p>
<p>Görselin büyük halini indirmek için <a href="http://www.tiyatrobirileri.com/Kitaplar/MKYC-kapak.jpg" target="_blank">tıklayınız.</a></p>
<p>Çok azdır, bir tiyatro oyununun bir kitabı doğurması… Bir kitaba yol çizmesi, yön vermesi… Bir oyunun kitaplaştırılması da değil bu; bir oyunun, kendi ruhunu bir kitaba vermesi…</p>
<p>Mustafa Kemal’in Yürekli Çocukları, Tiyatro Birileri’nin kurucu ve oyuncularından yazar Utku Erişik’in Hoş Gelişler Ola adlı tek kişilik oyunuyla cesur bir işe soyunup, söylenmeyeni söylemek üzere yollara düşmesiyle başladı. Mustafa Kemal’in yürekli çocuklarıyla kucaklaşmak, onlarla çoğalmak, onlarla umutlanmak üzere binlerce kilometre yol gidildi… Bazen en büyük tiyatro salonlarında, bazen bu olanağı olmayan kentlerin düğün salonlarında, Mustafa Kemal coşkusunu yaşayarak ve yaşatarak…  <strong><a href="http://www.tiyatrobirileri.com/mustafa-kemalin-yurekli-cocuklari.html" target="_blank">devamı&#8230; </a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AFERİN ÇOCUK! (5. Baskı)<br />
</strong></p>
<p><a href="http://www.tiyatrobirileri.com/wp-content/uploads/af1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-104" title="af" src="http://www.tiyatrobirileri.com/wp-content/uploads/af1.jpg" alt="" width="204" height="300" /></a></p>
<p>Görselin büyük halini indirmek için <a href="http://www.tiyatrobirileri.com/Kitaplar/Aferin-cocuk-kapak.jpg" target="_blank">tıklayınız.</a></p>
<p>İlke ve arkadaşlarıyla Atatürk ilkelerine doğru serüven dolu bir yolculuk…</p>
<p>Tiyatro Sanatçısı <strong>Utku ERİŞİK</strong>’in kaleme aldığı, <em>Cumhuriyet </em>gazetesi çizerlerinden <strong>Mustafa BİLGİN</strong>’in resimlediği ve Cumhuriyetimizin yetiştirdiği en büyük değerlerden ünlü Sumerolog ve Yazar <strong>Muazzez İlmiye ÇIĞ</strong>’ın önsözde çocuklara bir mektupla seslendiği “<strong>AFERİN ÇOCUK</strong>!” adlı kitap çıktı…<strong><a href="http://www.tiyatrobirileri.com/aferin-cocuk-cikti.html" target="_blank">devamı&#8230; </a></strong><br />
<strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tiyatrobirileri.com/kitaplarimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

